AZİZ GÜNEL

Hayatı

Diyarbakırlıların “Keşe Aziz” diye hitap ettiği, kendisiyle karşılaşan herkesin ayağa kalkıp selam verdiği ve kendisi de buna fötr şapkasıyla mukabelede bulunduğu Aziz Günel, 1918’de Midyat Altıntaş (Keferzi) Köyünde doğmuş. Babası İskender Maravgi, annesi Verde’dir. Mensubu bulunduğu aile, yörede Hovaca (asilzade) lakabıyla tanınmaktadır. Bu aile, Keferzi Köyü’nde bulunan Süryani cemaatinin uzun yıllar liderliğini yapmıştır. Dedesi Davut Maravgi, köy kilisesinde İn­cil-i şammaslık (başdiyakos) görevini yaptığı sıralarda, hasımları tarafından öldürülmesinden sonra, kilisedeki bu görevi İskender Maravgi, diyakos olarak devam ettirir. İs­ken­der’in ölümünden sonra, Aziz Günel’in ağabeyi Abdulkerim, köy kilisesindeki görevi üstlenir. Aziz Günel, 1928 yılında, ağabeyi Abdulkerim’in öldürülmesinden sonra, annesiyle birlikte Midyat’a yerleşir. Bu durum pek uzun sürmez, üç yıl sonra Aziz Günel ve annesi, Keferzi Köyü’ne geri döner.

Aziz Günel, ilk eğitimini, kendi köyünde bulunan ki­lise medresesinde, Mardin Amerikan Protestan Koleji’nden mezun olan Yakup Gevercis adındaki öğretmeninden alarak, Süryanice ve Arapçayı öğrenir. 1928 yılında, Midyat İlkokulu’na kaydolur. Türkçeyi burada öğrenir. İlkokulda iken yakalandığı çiçek hastalığı ve maddi imkânsızlıklar nedeniyle öğrenimine üçüncü sınıftan sonra devam edemez. Kendi imkânlarıyla Türkçe, Arapça ve Süryanicesini geliştirir. 1938 yılında, Keferzi Köyü muhtarlığı seçimini kazanır ve 1941 yılında başladığı askerlik hizmetine kadar muhtarlık görevini de­vam ettirir. 33 aylık askerlik hizmetinden 28 Şubat 1944’te terhis olur. Askerlik hizmetini Çatalca, Hadımköy, Büyükçekmece, Sındırgı ve Adana’da tamamlar. Askerlik dönüşü, köy muhtarlığı görevini devam ettirir. Hatıralarında, askerlik görevi süresince Süryanice yazılı kitaplarını okumasına komutanlarının izin verdiğini ve kendisini çok sevdiklerini, yanlarına yazacı olarak aldıklarını belirtir.

1944 yılında, Keferzi Köyü Mor İzozoel Kilisesi dâhilinde bulunan medresede, köydeki çocuklara eğitim verir. 49 çocuğa Türkçe ve Süryanice öğretir. Köyün papazı olan Yuhanna’nın ölümünden sonra köy papazsız kalır. Kilise cemaati, Aziz Günel’in kilise papazı olmasını isteyince, 1945 yılında, Midyat Metropoliti Toma Aras tarafından, ahrediyakon, 1950’de Met­ropolit Hanna Dolabani tarafından başdiyakosluğa atanır ve Mardin Mor Petrus-Mor Pavlos Kilisesi’nde görevlendirilir

Babasının yakın dostu olan Partik Mor İğnatius I. Afrem’i ziyaret etmek üzere Humus’a gider. Patrik, kendisine yakın ilgi gösterir. 1952 yılında, Midyat Mor Gabriel Manastırı’nda ruh­ban eğitimine başlar, 15 Mayıs 1952’de, cemaatin isteği ve Pat­rik I. Afrem’in tasvibiyle Midyat Metropoliti İyavennis Afrem Bilgiç tarafından papazlık rütbesine terfi ve takdis ile ataması yapılır. Keferzi Köyü Mor İzozoel Kilisesi papazlığını yaptığı sırada, 1953-54 yılları arasında, yılda üç ay bulunmak üzere Adıyaman’da da görev yapar. Adıyaman’da bulunan Süryani cemaatin kendisini çok beğenir ve kiliselerinde kalmasını ister. Ancak, ailesi bunu ka­bul etmez. Adıya­man’a geliş gidişleri sıra­sında, dinlenmek üzere uğradığı Diyarbakır Meryem Ana Kili-sesi’nde icra ettiği ayinlerle, cemaatin dikkatini çeğker. Konuşması ve davranışlarıyla cemaatin beğenisini kazanan Aziz Günel’in, cemaat liderleri tarafından Diyarbakır Meryem Ana Kilisesi’nde görevlendirilmesi isteği, Metropolit Hanna Dolabani’ye bildirilir. 1952 yılında başladığı ruhban eğitimini, teoloji ve din felsefesi alanında tamamlayarak, 1957 yılında me­zun olur. 18 Aralık 1957 yılında, Metropolit Hanna Dolabani tarafından Diyarbakır Meryem Ana Kilisesi ruhaniliğine ataması yapılır

Aziz Günel, Mahbe Hanım’la evliliğinden; Davut, Or­han, İskender, Nuri, Münire, Ferha ve Virjin adında yedi çocuğu olur. 1957–75 tarihleri arasında aralıksız olarak on sekiz yıl boyunca Di­yarbakır Meryem Ana Kilisesi’nde papazlık yapar. 1969 yılın-da, Deyrulzafaran Manastırı’nda konuk olarak bulunan Kudüs Metropoliti Diyoskoros Luka tarafından, Metropolit Hanna Dolabani adına Horepiskoposluk rütbesine takdis ile atanır. Diyarbakır’da bulunduğu süre içerisinde 434 vaftiz uygulamış, dini hizmette bulunduğu süre içerisinde, 1952-85 yılları arasında 4350 ayin yönetmiştir. 21 Nisan 1985 yılında, 328 dizeden oluşan vasiyetnamesini şiir olarak kaleme almıştır. Tüm yaşadıklarını 17 ciltlik anılarında, 7 ciltlik derlemelerinde ve 31 yıl süren günlüklerine sürekli notlar düşmüştür. 3 Mayıs 1992’de dini hizmetlerden emekliye ayrılmış ve 30 Ekim 1997 tedavi gördüğü Belçika’da hayata gözlerini yumar.

Eserleri

Aziz Günel’in öne çıkmış özelliklerinden birisi hattatlığıdır. 1950–70 yılları arasında 36 adet eseri elle yazarak çoğaltmıştır. Bu çalışmalarının 4 tanesi 4 x 60 ebadında ve 800 sayfayı içeren İncil yazmasıdır. Bu İncillerden birisini ABD Süryani Kadim Cemaati Metropoliti Atanasyos Yeşu Samuel için, diğerini kendi köyü kilisesi için yazmıştır. Ayrıca, Hah Köyü Meryem Ana Kilisesi için Süryani Gernuşice, büyük boy resimli ve motifli İncil yanında, Midyat Mor Barsaum Kilisesi için yazmış olduğu Süryanice, Arapça, Türkçe dillerinde bü­yük boy İncil de yazmıştır

Diğer eserlerini yurt dışı ve yurt içinde bulunan kişilere ve kiliselere verilmek üzere kaleme almıştır:

1. Suriye Humus Metropoliti Mor Milatios Barnaba için, Muşe Bar Kifo adlı eser,

2. Suriye Humus doğumlu ve ABD’de görevli bulunan Pa­paz Abdulahad Domato için Madidono ve Anafora (Ayin Kitabı) adlı eser,

3. Suriye Kamışlı’da bulunan Şammas Gabriel Kas Aho’ya Sur’ofo (Gramer), İthikon (Güzel Ahlak), Abdyeşu, Ktobo Dsafir Duboru (Güzel Davranışlar), İşhim ve Tıkso Dkohne (Haftalık Dua), Mimro Dmerdutho, Ktobo Deşbitho (Rahipler İçin Dua) eserleri,

4. Suriye Kamışlı’da İsa oğlu Anter için Şbitho-İşhim (Rahipler İçin Haftalık Dua) eseri,

5. Suriye Kamışlı’da bulunan Mor Yakup Kilisesi’ne yazdığı büyük oruca dair Hissay (Dua, Yakarış), Fankit (İlahi), aynı kiliseye ait Horepiskopos Melki’ye İthaf edilmiş I. koroya dair İşhim (Haftalık Dua) kitabı, aynı kiliseye ait Mecit Asfor’a it­haf edilmiş II. koroya dair İşhim (Haftalık Dua) kitabı,

6. Kamışlı’da ikamet eden Şükrü Kavmi için Türkçe, Arapça ve Süryanice dillerinde yazmış olduğu Mediha (Şammaslar İçin İlahi) kitabı,

7. Kefri Köyü Mor Yakup Kilisesi için Kudoş İto (Ki­lise Kutsama Dua), aynı kilise için Hissay ve İşhim kitapları,

8. Kıllıt Köyü Kilisesi için İşhim kitabı,

9. İdil içlisindeki kilise için İşhim kitabı,

10. Aynvert Kilisesi Papazı Samuel için Anafora kitabı,

11. Arnas Köyü Mor Kıryakos Kilisesi için büyük oraca dair haftanın günlerine ait I. ve II. korolar için Fankit kitabı,

12. Midyat’ta bulunan Horepiskopos Numan Aydın için Minnaret-El-İktas kitabı,

13. Midin Köyü Kilisesi için İşhim kitabı,

14. Basbirin Köyü Kilisesi için Anafora kitabı,

15. Sederi Köyü Kilisesi için İşhim kitabı,

16. Keferzi Köyü Mor İzizoel Kilisesi için Madidono, Amad (Vaftiz), büyük oraca dair Hissay, Kandil kitabı,

17. Diyarbakırlı Selim Palah için Mediho kitabı

Bu eserlerinin tümünü kamış kalemle yazmıştır. Dua, kilise büyükleri, felsefe kitapları, Bar Ebri, Muşe Bar Kifo, Bar Salibi, Suruçlu Melfono Yakup gibi kişilerin ve kiliselerin talebi üzerine bu eserleri kaleme alır. Patrik Mor İğnatius I. Afrem’in vefatı üzerine, kafiyeli ve 7/70 sayfayı içeren 280 beyitlik bir mersiye yazar. Bu mersiye, “a” (olef) harfiyle başlayıp “t” (taw) harfine kadar devam eder ve tekrar “t” harfinden geri dönüp, “a” harfine kadar çıkan bir şiir şeklinde yazılır. Sür­yani Metropoliti Timetios Toma Aras’ın ölümüne dair 242 beyitten oluşan mersiyeyi de al­fabetik olarak yazar. “Yezidi Tarihi” adlı çalışması da bulunmaktadır. Vaazlarını Türkçe yazar ve ifade ederdi. Sevgi ve tövbe konulu 24 şiiri bulunmaktadır. Barazilli Gabriel Şawme’nin yazdığı “Süryani Kültürü” adlı kitabı Türkçeye çevirir. Özel kütüphanesinde 644 adedi aşkın kitap, 20 dosya bulunduğunu belirtir. Bu kütüphanesini İstanbul Tarla-başı’nda bulunan Süryani Kilisesi’ne bağışlamıştır.

 

Aziz Günel’in en önemli eseri “Türk Süryaniler Ta­rihi” adlı çalışmasıdır. 1970 yılında yayınlanan bu eser, konusunda Türkçede yazılmış ilk ve tek kaynaktır.

Aziz Günel Öncesi Diyarbakır Meryem Ana Kilisesi

M.Ö. 3. Yüzyılda inşa edildiği kabul edilen Meryem Ana Kilisesi, M.S. 325 yılında düzenlenen tarihi İznik Konsülü’nde katılımcılar arasında Amid Metropoliti Şemun’un adının geç-mesiyle önem kazanmıştır. 1034-1056 yılları arasında patriklik merkezi olarak kullanılırken, 2. kez 1862’de Patrik II. Yakup döneminde, Patriklik merkezi olma durumunu tekrar kazanır. 325 yılından 1933 yılına kadar geçen 1600 yıllık süre boyunca, metropolit düzeyinde bir ruhani Diyarbakır Mer­yem Ana Kilisesi’ni idare eder. 1933 yılında Metropolit Abdülnur Efendi’nin ölümünden sonra, Horepiskopos Bişare tarafından 1941 yılına kadar idare edilir. 1941-57 yılları arasında Mardin ve Midyat’tan gelen din adamları, geçici süreler içinde kilisede görev yapar. Bu süre içerisinde görevlendirilen din adamları, kendilerini Diyarbakır Sür­yani cemaatine kabul ettiremezler. Ekonomik ve sosyal açıdan diğer yerleşimlerdeki Süryanilerle kıyaslanamayacak kadar ileri düzeyde bulunan Diyarbakır cemaati 1957’de Aziz Günel’in atanmasıyla, 18 yıl sürecek istikrarlı bir din adamı idaresine sa­hip olma fırsatını elde eder.

Aziz Günel ve Diyarbakır Meryam Ana Kilisesi

Aziz Günel, 1953-55 yılları arasında 3 yıl boyunca ve her yıl üç ay süreyle kalmak üzere Midyat’tan Adıyaman’a gi­derek burada bulunan cemaatin dini ihtiyaçlarını karşılamakla görevlendirilir. Bu süre içerisinde Diyarbakır cemaati de geçici din adamları tarafından idare edilmekteydi. Aziz Günel, geçiş yolu üzerinde bulunan Diyarbakır’a uğramayı ihmal etmez. Şehirde bulunduğu süreler içerisinde, Diyarbakır Meryem Ana Kilisesi’nde icra ettiği ayinler ve güzel sedasıyla cemaatin dikkatini çeker. Diyarbakır Süryani cemaatinin ileri gelenleri, din adamı ihtiyaçlarını karşılanması için Mardin’de bulunan Metropolit Hanna Dolabani’ye müracaat ederler. Metro­polit, bu başvuruyu uygun bularak 18 Aralık 1957’de Aziz Günel’i Di­yarbakır Meryem Ana Kilisesi ruhani yöneticiliğine papaz ola-rak atanmasına karar verir.

Aziz Günel Diyarbakır’a yabancı değildir. Kısa bir zamanla cemaatiyle kaynaşarak önemli hizmetlerde bulunmaya başlar. Mevcut bulunan kilise vakfı yönetim kurulu üyeleriyle ilişkilerini güçlendirerek çalışmalar yapar. Göreve başlamasının 1. yılında, kilise medresesini kurarak kız ve erkek çocuklara yönelik yaz okulu uygulaması ile dersler verir. Kilisenin ihtiyaç duyulan ona­rım ve tamir işlerini başlatır. Kilise etrafının 3 m. Yüksekliğinde duvar ile örülmesi, ahşap ve toprak ile ör­tülü bulunan tavanların betonarme hale dönüştürülmesi, cemaate ait mezarlığın duvar ile çevrilmesi işleriyle uğraşırken, bir yandan da kiliseye ait arsa üzerinde Karacadağ adlı pirinç işleme fabrikasının inşa edilmesine destek olur. Kilise bahçesini bazalt taşlarla döşetir. Diyar­bakır Devlet Hastanesi’ne, kilise vakfı aracılığıyla 1969 yılında bin lira değerinde bağışta bulunulmasını sağlar.

Kendisinden önce, vakıf yöneticilerince 1949 yılında kilise-ye ait bir arsanın satış bedeli olarak 105 bin TL.’nin Vakıflar Genel Müdürlüğü emrinde tutulan para, kilise adına bir türlü kullanılamaz. Aziz Günel’in özel girişimleri sonucunda bu para 1969 yılında, kilise ihtiyaçlarında kullanılmak üzere, kilise yönetim kurulu emrine verilir.

 

Kısa bir zamanda Diyarbakır’da bulunan askeri ve mülki erkânın ilgi ve dostluğunu kazanır. Cemaatine ait tüm idari ve mali işlerde karşılaşılan bürokratik sorunları kişisel girişimleri sonucunda çözüme bağlamıştır. Vali, asker, hâkim ve doktor-larla özel dostluklar geliştirir. Cumhurbaşkanlarından Cemal Gürsel, Cevdet Sunay ve Fahri Korutürk’ün kabullerine mahzar olmuştur. Yazmış olduğu “Türk Süryaniler Tarihi” adlı eserin-den dolayı, Cumhurbaşkanı tarafından teşekkür name ile ödüllendirilir.

Diyarbakır’da bulunan Ermeni cemaati ile Süryani cemaati arasındaki soğukluğu gidermek amacıyla girişimlerde bulunur. Öyle ki, Diyarbakır Ermeni kilisesi papazı Der Arsen’nin vefatı dolayısıyla, boşta kalan dini hizmetleri yürütmek için bu kilisede ayinler yönetir.

Diyarbakır’daki Hıristiyan ve İslam cemaatleri arasındaki iletişim bozukluklarını gidermek için girişimlerde bulunur. Özellikle Diyarbakır Müftüsü Halil Özaydın ve son­raki müftü Salih Tanrıverdi ve Mehmet Uyanık ile özel ilişkiler geliştirir. Resmi ve gayri resmi toplantılarda bir arada bulunurlar. Papaz Aziz Günel’in girişimleriyle Hz. Muhammed’in Hıristiyanlar için yazdırdığı ahitnameyi Diyarbakır camilerinden halka duyurulmasını sağlar. Bununla, dinler arası yakınlaşma ve haklara saygı gösterilmesi amaçlanmıştır. Karşılıklı ibadethane ziyaretleri gerçekleştirilir.

Cemaatler arası diyalog çalışmalarında oldukça başa­rılı olan Aziz Günel, Müslümanlara özel ilgi göstermiştir. Öylesine ki, yörede bir tür akrabalık kategorisi olarak değerlendirilen kirvelik uygulamasını gerçekleştirerek, bizzat kendisi Müslü­man komşusu Hacı Hamit’in kirvesi olur .

Diyarbakır Meryem Ana Kilisesi’nde görev yapmış olan Süryani din adamları içinde en uzun süreli görevde kalan tek ruhanidir. 1933 yılında, Diyarbakır’da görevli bulunan Metro­polit Abdülnur Aslan’ın ölümü üzerine, pa­paz olarak görev yap-an Horepiskopos Bişare, 1933-1941 yılları arasında sekiz yıl, 1941-1957 yılları arasında, 16 yıl boyunca, geçici ruhaniler tarafından idare edilen Diyarba­kır Süryani cemaati, 1957 yılında atanan Aziz Günel ile birlikte, çevresiyle daha olumlu diyaloglar geliştirmeye başlar. Bunun nedenlerinden biri, Aziz Günel’in taassup sahibi olmaması ve medeni cesaret taşımasıdır. Kendisini taciz eden çocuklara hediye verecek ka­dar olgun, diğer dini cemaatlerin yöneticileriyle birlikte olmaktan zevk ala­cak toleransa, şehrin tüm kademedeki resmi görevlileriyle dostluklar geliştirecek itibara, yeni açılan camilere halı serdirecek kadar geniş bir ufka sahiptir.

Medyatik yönü ile öne çıkan Aziz Günel, toplumu ilgilen-diren tüm sorunlara hassasiyet göstermiştir. 6 Mayıs 1970 tarihinde, Diyarbakırspor ile Hatayspor arasındaki müsa­baka sonrasında kapatılan Diyarbakır stadyumunun, müsabakalara tekrar açılması için, İncil den ayetlerle süslenmiş bir mektubu, dönemin Gençlik ve Spor Bakanı İsmet Sezgin’e gönderir. Mektubunda, “ben ne Diyarbakırlı ne de Hataylıyım. Ancak, Hıristiyan unsurlardan muhlis bir Türk vatandaşıyım. Futbolla da hiçbir alakam yoktur. Fakat insan vücuduna faydalı ve gençlik için lüzumlu olduğu kanaatindeyim” diye başlayan mektubunun, yerel ve ulusal gazetelerde yayınlandığını görmek mümkündür. Yurtdışı gezilerinde gittiği ülkede bulunan Türk büyükelçiliklerine ziyaretler düzenler, Di­yarbakır’a gelen yerli ve yabancı, asker ve sivil ziyaretçileri karşılar, protokollere katılırdı.

1960 ihtilali sonrasında dönemin cumhurbaşkanı Ce­mal Gürsel’in bir konuşmasında, “öğrenciliğimde iki Sür­yani arkadaşım vardı. Onlar temiz ve sadık kimselerdi. Bu yüzden Süryanileri çok severim, vaktim olsa kilisenizi ve Süryani toplumunu ziyaret etsem, vatandaşlarıma selam ve sevgilerimi iletin” ifadesine muhatap olan Aziz Günel, şe­hir ölçeğinde sivil toplum kuruluşları ve resmi bürokrasi temsilcileriyle olumlu ilişkiler geliştirmiştir. 1966–67 öğ­retim yılında Diyarbakır Gazi İlkokulu Aile Birliği başkanlığı görevinde bulunur. Okul adına yardımlar temin ederek okul ve çevresini düzenler. 1968-69 öğ­retim yılında Diyarbakır Akşam Ticaret Lisesi Okul Aile Birliği Başkanlığı görevinde de bulunur.

1965 yılında, Diyarbakır’da düzenlenen NATO Tatbikatı sonunda, yabancı askeri temsilciler, kendisini zi­yaret eder. Aziz Günel, ziyarette bulunanlara, “Tür­kiye’de; din, dil, ırk ve renk ayrımı gözetilmeksizin tam bir eşitlik içinde yaşadığımızı belirtmek isterim ve Kıb­rıs’ta bir ruhaninin idareyi elde tutma-sına rağmen, toplumlar arasında beklenen eşitliği gösterem-mesi garabetine” değinir. 1966 yılında Hava Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Korgeneral Raşit Mater’i evinde ziyaret eder. 12.10.1966 tarihinde, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Genelkurmay Başkanı Cemal Tural ve 3. Ordu Komutanı Nazmi Karakoç Paşaların Diyarba­kır’ı ziyaretleri sırasında, il valisi Ali Rıza Yaradankul ve 7. Kolordu Komutanı Faruk Güventürk tarafından Cumhurbaşkanı’nın huzuruna davet edilir. Orduevindeki özel odasında Cumhurbaşkanı’yla 25 dakika süren bir gö­rüşme yapar. 1967 yılında, Papa’nın Türkiye ziyareti sıra­sında, karşılama komitesinde yer alır.

Diyarbakır’da kutlanan tüm resmigeçit törenlerine katılıp, resepsiyonlara davet edilirdi. Yenilenen kilise yö­netim kurulu ile birlikte, patrik ziyareti sırasında Atatürk Anıtı’na çelenk sunmayı gelenek haline getirmiştir.

Görevli bulunduğu süre içerinde, yurt içinden ve yurt dışından cemaati tarafından kendisinden talep edilen bü­rokratik problemlerin çözümü konusunda önemli başarılar elde etmiştir. Bu sırada, İstanbul’a yönelik olarak yaşanan göçler neticesinde, Aziz Günel’in İstanbul’a gönderilmesi gündeme gelir. 1975 yılında, İstanbul’da görevli bulunan Horepiskopos Samuel Ez­ber vefat eder. Bu arada, Aziz Günel de, Kiliseler Vakfı Meclisi tarafından Ankara’ya çağrılarak, kiliselere ait vakıf hüccetlerini çözmek üzere yardımı istenir. Ankara’da bulunduğu sırada, İs­tanbul’daki vefattan haberi olur. Cenaze törenine katılmak üzere İs­tanbul’a geçer. Bu törene, Beyrut Metropoliti Mor Atanasyos Afram Bulus da katılır. Bu sırada Patrik Mor İğnatius III. Yakup, Aziz Günel’i İstanbul Kilisesi’ne pa­paz olarak atanmasını ve Diyarbakır Kilisesi’nden ayrılması talimatını verir. Bunun üzerine 1975 yılında, Di­yarbakır’dan ayrılarak İs­tanbul’a yerleşir.

Aziz Günel, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet’in tek kaynaktan beslendiğini ifade eder. O’na göre, her üç din de, bir Allah inancına dayanmaktadır. Mezheplerin ise, daha çok siyasi birtakım yorumlar içerdiğini düşünür. Aziz Günel’in önemle üzerinde durduğu belge, Hz. Muhammed’in yazdırmış olduğu “ahitname”dir. Bu ta­rihi belge ile Müslüman-Hıristiyan yakınlaşmasını sağlamaya çalışır. 1957 yılında, Ankara’da yayınlanan İç Varlık Dergisi’nin 60. sayısındaki “Semavi Dinlere Dair Bahisler” serisinde yayınlanan ahitnameyi şöyle değerlendirir: “Hakikaten, geniş tolerans, hoşgörü bu ka­dar ola­bilir. Ama sadece yazı üzerinde kalması kâfi gelmez. Kuvveden fiile geçirildiği takdirde, bu fikrin ta­hakkuk edeceği itiraf edilebilir. Ahitnamede geçen bu gü­zel ve aydın fikrin tahakkukuna, büyük Atatürk’ün açtığı çığırda, yeni kurduğu Türkiye Cumhuriyet devrinde geniş bir hoşgörü içinde, Cumhu­riyet Anayasası’nın ışığı altında Kur’an-ı Kerim’in ve bu saygıya değer ahitnamenin ahkâmına uyulmuş ve harfiyen uygulanması yoluna gidildiği inkâr edilemez bir hakikattir”

Aziz Günel, kendi hümanist dünya anlayışını şu cümleleriyle ifade eder: “Bendeniz insan sever bir kişiyim. Yanımda din farkı olmadığı gibi, fazla taassubum da yoktur. Ben hümanist bir kişi olarak, herkesi canım gibi severim. Zira insanı seven Tanrıyı sevmiş olur. Çünkü in­san, Tanrı’nın en iyi ve en kıy­metli yaratığıdır. Sanatı beğenen insanı beğenmiştir. Bu bakımdan, insanı seven kişi Allah’ı sevmiş olur”

Devlet kavramıyla ilgili düşünceleri, şu ifadelerinde kendini gösterir: “Devletin kurulu düzenine karşı duran, Al­lah’ın tertibine (düzenine) karşı durmuş olur. Bunu belirten İncil’dir. Korkudan değil sevgiden devlete itaat etmelisin buyu­ran İn­cil’dir. Bu ilahi yasalara harfiyen uymuş ve uymaya de­vam etmekte olan Süryani Kadim toplumu, korkudan değil, ancak içten gelen sevgiyle devlet yasalarına ve ulu önder Ata­türk’ün kutsal ilkelerine harfi­yen bağlıdır ve bağlı olmaya de­vam etmelidir”

“Ailem, küçük vatanım, vatanım büyük ailemdir. Süryaniler, yaşamlarını inanç ve geleneklerinin gereği devletin en iyi vatandaşı olma çabasında olmuşlardır. Süryanilerin en mutlu, en rahat, en özgür yılları yüce Atatürk Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla başlamıştır. Türklerin yaratılışındaki tolerans, Süryanilerin uysallık ve çalışkanlıkları birleşince tarihin en uyumlu bir ulusu olmuşlardır. Süryaniler, kendi felsefe ve yaşamlarında her zaman devleti “baba” bilmişlerdir”.

“Mustafa Kemal Atatürk, Süryanileri, Suriye Cephesi’nde iken tanıdı, takdir etti ve unutmadı. Milli Müca­dele’de Süryanileri dost kabul etti. Çünkü Süryaniler, o karan­lık zamanlardaki ihanet şebekelerinin içinde hiçbir zaman olmadılar. 1922 Temmuz’unda Sür­yani Patriği III. İlyas, An­kara’da TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa’yı bizzat ziyaret etmiş, Meclis’in açılış töreninde hazır bulunmuştur. Özellikle Diyarbakır vilayetindeki Süryaniler, dıştan yapılan kışkırtmalara hiç­bir zaman kapılmamışlardır”

“İlk önce insan, sonra Türk, ondan sonra Hıristiyan olarak bu topraklarda doğdum ve bu kutsal topraklarda ölmek isterim. Ben derim ki, sev Hazreti Yusuf gibi vatanın, Hazreti Musa gibi milletini, Hazreti İsa gibi hemcinsinin uğrunda canını feda etmeyi. İşte Ulu Önder Atatürk, bunlar kadar vatanını, milletini ve ayrılık yapmadan hemcinsinin uğrunda her an canını fedaya vakfetmiştir”

“Atatürk’e hayranım, bir din adamı olarak söylemekten çekinmeyerek, gurur ve iftiharla teyit etmekteyim ki Atatürk, iyi bildiği her şeyi ulusunun yararına yapmaktan çekinmemiştir”.

“Biz kendimiz için dünyaya gelmedik. Vatan ve ulus için doğduk. Biz dövüştüğümüz zaman tüm gücümüzle dövüşürüz. Sevdiğimiz zaman tüm kalbimizle severiz” diyen Atatürk’ün sevimli ve tam yerinde söylenen bu vecizelerinden daha üstün bir öğreti olabilir mi. Bunları tetkik ettiğimde, kendisine peygamberlik payı biçtiğime şeref ve gurur duyarım. İster egoistlik çatlasın ve isterse beni taşlasın, değişen hiçbir şey yoktur. Bunu söylerken, bir Türk vatandaşı olarak, herhangi bir korku veya bir mürailikten [iki yüzlülük] veya hatır saymaktan demedik ve demiyoruz. Buna, Tanrı şahittir. Yüreğimize işlenmiş hakiki vatandaşlığın sevgisinden itirafen ve takdirden söylüyoruz.”

Aziz Günel, Türkçeye olan sevgisini şöyle ifade eder: “Türkçeyi çok severim ve sevdiğim için de başka bir ya­bancı dil öğrenmeye heves etmedim. Bütün gücümü Türkçeye vakfettim. Çünkü Türk lisanı er lisanıdır, kumandancadır”. “Bayanla konuşmak için Fransızcayı, kendini övmek için Arapçayı, atla konuşmak için İngilizceyi, askerle konuşmak için Türkçeyi, Allah’la konuşmak için Süryaniceyi öğrenmek gerekir”.