DİYARBAKIR’DA SÜRYANİLERE YÖNELİK MİSYONER FAALİYETLERİ

Batılı misyonerler, XVI. yüzyıldan itibaren, Hıristiyan inanışını vaaz etmek ve ayinleri yönetmek yetkileriyle donatılmış olarak çevreye gönderilen insanlardır. Bunlar, kendi din ve mezheplerini, farklı inançlara sahip insanlara benimsetmek amacıyla dünyaya yayılmışlardır. Bu amaçla açtıkları okul, matbaa, hastane gibi kurumları araç olarak kullanmışlardır.

Ermeniler XVII. yüzyıldan beri Batı’yla düzenli olarak ilişkide bulunurken, Süryaniler için böyle bir durum 1830’lu ve 1840’lı yıllarda Protestan ve Katolik misyonlarının gelişine kadar söz konusu olmamıştır.

Osmanlı topraklarında misyonerlik faaliyetlerini, XVI. yüz-yılın sonlarına doğru, Fransa destekli Katolik inancına men­sup Kapusen misyonerleri başlatmışlardır. Kapusenleri 1750’den sonra, misyon istasyonlarını devralıp 1856’ya kadar faaliyetlerine devam ettirenler İtalyan Dominiken misonerleri ile Cizvitler olmuştur. Bu faaliyetler, yerli Hıristiyan unsurlar adına birçok problemi de beraberinde getirmiştir. Örneğin, 1702 tarihli bir fermanda; Katolik papazların, Ermeni ve Sür­yani zımmileri kendi dinlerine sokmak için çalıştıklarını, zımmilerin şikayeti üzerine bunların engellenerek, suç ortağı olan dört Ka­tolik Ermeni misyonerinin kürek cezasına çarptırıldıkları yazılıdır.

Fransa’ya tanınan müsamahakâr tavır ve Fransız elçiliğinin önemli düzeydeki desteğiyle faaliyetlerini yürüten Cizvit ve Fransiskan misyonerler ile Kapuçin tarikatına mensup misyoner-ler, Osmanlı toprakları üzerinde faaliyet göstermeye başlarlar. İlk Kapuçin misyoneri Rahip Pacifiko 1621 de Os­manlı ülkesine gelerek, İstanbul, Rumeli, Kıbrıs, Suriye, Filistin ve Irak’ta Kapuçin misyon merkezleri tesis eder.

Katolik misyonerlerinin ana gayeleri, Roma ile Bizans Kiliselerini birleştirmekti. Müslümanlar üzerinde etkili olamayacaklarını anladıklarında, bütün çabalarını Doğu Hıristiyanları (Ermeni, Süryani, Keldani ve Nesturiler) üzerine yöneltmişlerdir. Bu çabaların sonucunda Kato­lik Roma kilisesi ile Süryani kiliseleri arasında birleşme imkânları oluşmaya başladı. Doğu Süryanileri (Nesturiler) fazla direnemeden Katolikliğin etkisine girerken, Batı Süryanilerini ifade eden Kadim Ortodoks cemaatinden ayrılanlar da 1758 de Keldaniler adıyla Katolikleşir.

Amerikan ve Fransız misyonerlerinin Diyarbakır ve çevre-sindeki faaliyetlerini, dönemin Diyarbekir valisi Sırrı Paşa’nın, 1311 (1893) tarihli “Mektubat” adlı eserinde;

“Diyarbekir vilayetinde mevcut olan mekatibi ecnebinin ehemmiyetleri ve anın büyükleri nıfsı Mar­din’de (Kapuçin) rahipleriyle Amerikan misyonerlerinin tahtı idarelerinde bulunan mektepler olup, onlara nispetle ikinci derecedeki mek­tep dahi nıfsı Diyarbekir’de kezalik Kapuçin rahiplerinin tahtı idarelerindeki mekteptir. Bir de Mardin’de, Diyarbekir’de Protestanlara mahsus diğer iki büyükçe ve bir küçük mektep vardır ki, bunların büyükleri Amerikan, küçüğü İngiliz misyonerlerinin taht-ı idarelerinde bulunur. Süleyman Nazif Bey layihasında be­yan olunduğu vecihle, buralarda Cizivit papazları tarafından küşad olunmuş mektep yoktur. Diyarbekir’deki Kapuçin rahiplerinin mektebine gelince, mez­kur dahi 1860 sene-i mesihisinde ba ferman-ı ali i’tisa buyurulan ruhsatı-ı seniyye üzerine Diyarbekir’deki Fatih Paşa Mahallesi’nde müceddeden bina edilen Latin Kilisesi derununda olup, müdavimleri kezalik Hıristiyan evladına mahsustur. Yine, Diyarbekir’deki Protestan mektebi, zukur ve inasa mahsus iptidai ve rüşdi kısımlarını havidir. 1269 (1852) tarih-i hicriyesinde küşad edilen bu mektebinde, ruhsat-ı resmisi olmadığından, tebligat-ı vaki’a üzerinde müdür ve muallimleri, vilayet maarif idaresine müracaatla ruhsat istihsal edeceklerini vaat etmişlerdir. Bundan başka İngiliz konsolos vekilinin ikametgâhı derununda küçük bir oda, mektebi-i iptidaiye ittihaz edilerek Protestanların etfali orada okuyorsa da bu, Amerikalıların mektebi gibi büyük bir şey olmayıp ehemmiyetten aridir. Bir iki kazada da, Amerikalılar tarafından açılmış iki üç bab Protestan mektebi varsa da, diğerleri kadar ehemmiyete haiz değildir. İşte, vilayet dâhilindeki mektebi ecnebinin adediyle hal ve şani bu merkezde olub...”

Diyarbekir Şeriye Sicillerinde, Kapuçin misyonerleri ile ilgili olarak geçen ifadelerden anlaşılacağı gibi, Kapuçinlerin Fransa’nın himayesi altında bulundukları ve faaliyetlerini kurumsallaştırma çabalarının, 1840’lı yıllarda başladığı anlaşılmaktadır. 5 Temmuz 1841 tarihli Şeriye Sicilinde, “Kapuçin tabir olunan ruhbanlardan bazılarının Diyarbekir’de oturdukları evleri, bir nefer İslam tarafından zapt olduğunu ve rahiplere terki hakkında Fransa elçisinin tahrir etmesi...” Biçimindeki ifadeyle 1847 tarihli şeriye sicili kayıtlarındaki “Amid kasabasında eskiden beri Kapuçin rahipleri elinde bulunan manastırlarında icra-i ayinlerine mahsus mahal harab ve tamire muhtaç olduğundan... Fransa ile akd olunan ahitnamede bulunması sebebi ile rahiplerin ellerinde bulunan mülkün bir tarafı İs­kender Paşa Vakfı’na bitişik olduğundan” şeklindeki anlatımlardan bu misyonerlerin ibadet-hanelerini oluşturduklarını ve eğitim kurumlarını da gecikmeden faaliyete geçirdiklerini anlamaktayız.

XIX. yüzyıl başlarında Osmanlı topraklarına ayak basan misyonerler, sosyal ve siyasi ağırlıkları olmayan küçük grupçuklar halinde bulunmuşlardır. Tanzimatın ilanıyla birlikte misyon örgütlenmelerine çeşitli kaynaklar üzerinden girişimlerde bulunma imkanı tanıyan düzenlemeler gerçekleştirildi. 1856 Islahat Fermanı ile birlikte Protestan misyonerler, eği­tim kurumlarını kullanarak, Osmanlı topraklarında yürütülen misyonların özelliği, din değiştirme üzerinde çalışma imkanı bulamamalarından dolayı, Müslüman çoğunluğa marjinal olrak yaklaşabilmişlerdir. Misyonerlik çabaları bu nedenle, ilk etapta Hıristiyan azınlıklar üzerinde daha çok yoğunlaşarak faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu misyoner örgütleri arasında, Amerika destekli Protestan misyonerleri, en fazla etkinlik sahibi olanlarıdır. 1810 yılında Boston’da kurulan (American Board of Commissioners for Foreign Missions) teşkilatın desteğiyle ilk misyonerler 1820 yılının başlarında Osmanlı ülkesine girmeye başlamışlardır. İlk Protestan misyonerler, Levi Parsons ve Pliny Fisk ikilisidir. Amerikalı misyonerler, bölgede yaşayan, özellikle Er­meni, Süryani ve Keldanilerle (Nesturi) ilgilenmişlerdir. Diyar­bakır’da bulunan misyon şefliklerinin tesis etmiş oldukları daha çok eğitim ağırlıklı organizasyonlarının adı, resmi belgelerde “Kapuçin ve Amerikan Mektebi” olarak geçmektedir. Diyarba­kır ve çevresinde, Amerikan ve Fransız misyonerleri (Kapuçin rahipleri), önemli faaliyetler göstermiş ve okullar açmışlardır.