ŞEHRİN İKTİSADİ HAYATINDA SÜRYANİLER

Osmanlı toplumunda gayrimüslimler, askeri gücün içinde yer alma ve geniş topraklara -devlet adına- sahip olma şansını bulamadıklarından, birçok ticaret ve zanaat, Müslüman olmayan tebaanın elinde bulunmuştur. Çünkü hâkimiyetin ifadesi olan as­keri güç ve toprak mülkiyeti, çoğunluğu oluşturan Müslümanların elindeydi. Bunun dışında kalan tüm ekonomik faaliyet alanlarında, gayri Müslimlerin yoğun çabaları olagelmiştir. Ticari hayata olan bu mecburi yöneliş, gayrimüslimlerin maddi yönden ön plana çıkmaları sonucunu doğurmuştur. Rumlar, deniz kıyısında ikamet etmeleri nedeniyle deniz ticaretine, Ermeniler, daha iç bölgelerde olmalarından dolayı kara ticaretine, Yahudiler ise dağınık yerleşmiş olmalarından dolayı pazarlamacılıkta hâkim duruma gelmişlerdir.

Süryaniler, el zanaatlarındaki başarı ve ustalıklarıyla tanınırlar. Günümüze sarkan; altın ve gümüş işlemeciliği, demircilik, taş ustalığı, nalbantlık, semercilik, terzicilik ve bunun gibi usta-çırak ilişkisi içerisinde babadan oğla intikal ettirilen meslek gruplarında söz sahibi olmuşlardır. Kır-kent farklılaşmasına bağlı olarak bu faaliyet alanları daralıp genişlemektedir. Kır yaşamında geçerli olan, kü­çükbaş hayvancılık ve pazara yönelik olmayan tarımsal faaliyetler, kent yaşamında ise küçük işletmeler, ekonomik faaliyetlerin belirleyici unsurlarıdır. Süryaniler, kent yerleşiminde ticaretin tüm alanlarında faaliyet gösterdikleri gibi bazı kollarda (kuyumculuk, do­kuma, taş işlemeciliği, terzilik) tek söz sahibi olma özelliğini de yakalamışlardır. Terzilik ve ayakkabıcılık gibi faaliyet kolların da, piyasaya yönelik bir üretimden ziyade, siparişe göre üretim gerçekleştirilmektedir.

Osmanlı Devletinin, önemli bir eyalet merkezi olan Diyar­bakır, diğer Osmanlı şehirleri gibi tarım, hayvancılık ve küçük el sanatlarına dayanan ekonomik bir yapıya sahiptir. 1792-1823 yıllarını kapsayan, “Tevzii Defterlerine Göre Diyarbakır’daki Esnaf Gruplarının İkti­sadi Güçleri”ne ilişkin yapılan bir incelemede, Diyarba­kır’da faaliyette bulunan, Cullah, Habbaz, Attar, Kazgancı gibi esnaf gruplarında, Müslim ve gayrimüslimler arasında bir denge bulunduğu, mumcu ve kuyumcu gibi esnaf gruplarında ise, gayrimüslimlerin yoğunlaştıkları görülmüştür. 18 Şubat 1847 tarihli bir hüccette, Diyarba­kır’da mumculuk yapan 11 esnafın da gayrimüslim olduğu tespit edilmiştir. Bakkal, kahveci, oturakçı, debbağ, ber­ber, penbeci, kasap, sarraç gibi alanlarda gayrimüslimler de fa­aliyet göstermişlerdir.

1815 yılında, Diyarbakır’ı ziyaret eden J.S. Buckingam, şehrin iktisadi hayatına ilişkin şu ifadeleri kullanır: “Kasabanın imalatçılarının başlıca hammaddesi ipek ve pamuktur. Şehirdeki esnaflar şal, el beceri aletleri, her renkten pipolar, altın ve gü­müş tabakalar yaparlar. 1500 tezgah şal üreticisi, 500 tezgah pamuk basıcısı, 300 deri imalatçısı, 100 demirci ve 50 ağızlık (pipo) yapımcısı vardır”.

Yapılan incelemelerde Süryanilerin, Osmanlı Devleti döneminde faaliyet gösterdikleri iş kollarının hangileri olduğu konusunda ayrın­tılı bilgi verilmemektedir. Cumhuriyet döneminde de bu tür bir bilgiye ulaşmak oldukça zordur. Ancak, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nın 1963 yılına kadar olan kayıtlarından, cemaatin içinden ve dışından olanların verdikleri bilgiler ışığı altında Süryanilerin faaliyet gösterdikleri iş kolları, adresleri, tica­ret hanenin kuruluş tarihleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Süryaniler her çeşit sanat dalında etkindirler. Başta dokumacılık, puşuculuk, ipekçilik, boyamacılık, terzilik, çömlekçilik, kuyumculuk, bakırcılık, nalbantçılık, marangozluk, dericilik, ayakkabıcılık, susam helvacılığı, taş işçiliği, bina ustacılığı ve taş süslemeciliği alanlarında faaliyet göstermişlerdir.

Süryanilerin, bu faaliyetlerini yoğunlaştırdıkları alanlar sı­ra­sıyla; Buğday Pazarı, Kuyumcular Çarşısı, Gazi caddesi, İnönü caddesi, Urfa caddesi, İzzetpaşa caddesi, Mardinkapı ve çeşitli hanlar ile sur içi yerleşiminde yer alan ve ticari hayata yön veren caddelerdir. Bahsedilen fa­aliyet kollarındaki sayısal dağı­lım, alanlara göre aşağıdaki gibidir.

Buğday Pazarı: 23

Dağkapı-Dörtyol civarı: 6

Gazi, İnönü, Urfa, İzzetpaşa vs. caddelerinde: 31

Çeşitli han ve çarşılarda: 24

Mahalle ve sokaklarda: 17

Diğer ikamet yerlerinde: 12

Bu iktisadi faaliyet içerisinde, ipekçilik ve buna bağlı puşu dokuma iş koluna Süryanilerin neredeyse tamamen hâkim oldukları dikkati çeker. Puşucuların sayısının 23 olduğu tespit edilmiştir. Bu iş kolunda faaliyet gösterenlerin, “Doğu İpek Do­kuma Kolektif Şirketi”ni de kurdukları tarafımızdan tespit edilmiştir.

Diyarbakır’da Süryaniler tarafından geliştirilen kozacılık ve ipekçiliğin tarihi çok eski zamanlara dayanır. I. Dünya Savaşı’ndan önce yıllık üretimi 45-50 tona varan ham ipek üretimi yapılan şehirde, bu üretimin tamamı el tezgahlarında işlenerek tekstil alanında kullanılacak mamullere dönüştürülmekteydi. Bunların büyük bir kısmı il dışına ihraç ediliyordu. 1900’lü yılların başında Diyarba­kır’da yüzden fazla koza üreticisi ve bunun birkaç katı kü­çük zanaatkârlar tarafından işlenmekteydi. Büyük savaşla birlikte kısıtlı imkânlara sahip olan Anadolu esnaf ve zanaatkârları usta-çırak ilişkileri içerisinde geliştirdikleri el ürünlerini kaybetmeye başladılar. Öyle ki, Diyarbakır’ın etrafını yeşil bir kuşak halinde saran dutluklar yok edilerek yerleri sebze bahçeleri haline getirilmişti. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte, ivme kazanan eko­nomik gelişmelere pa­ralel olarak Anadolu’da ipek konusunda en önemli iki merkez olan Bursa ve Diyarbakır’da ciddi adımlar atılmaya başlanır. Diyarbakır’ın bu en eski el sanatı ve buna bağlı gelişen iktisadi faaliyetler yeniden canlandırılmaya ve tah­rip edilen dutluklar yeniden diriltilmeye başlanır. 1930 yılında ipekçilik mektebi adı altında okul açılır. Bu okulda kozacılık ve ipekçiliğin modern bir şekilde gelişmesi için çalışmalar yapılmıştır. 1934 yılında çevre yerleşimlerden yatılı öğrenci bile kabul etmeye başlar. Bu okul 1960’ların başında kapanmıştır.

İpek ve koza üretimiyle ilgilenen Süryanilerin sayısı yüzlerle ifade edilir. Süryaniler için koza ve ipek çok önemlidir. Öyle ki, üretimin ilk basamağını oluşturan koza yumurtaları Pazar günü kiliseye getirilerek, ayinden sonra bu yumurtalar üzerine dualar okunup tütsülenirmiş. Ürünün bereketli olması, hastalıklara uğramaması için tüm dillerden dualar yükselirmiş.

Diyarbakır’da yerleşik Süryaniler tarafından üretilmiş ve ün kazanmış olan puşuculuk, gelişen teknoloji ve göçler sonucunda giderek gerilemiş ve günümüzde tamamen yok olmuştur. Bir Süryani el sanatı olan ve ürünleri, yaklaşık kırk yıl hiç bozulmadan, renk vermeden durabilen puşular hâlâ aranmaktadır. Özellikle, el tezgâhlarında hazırlanan, ipekten dokunan “mengol” denilen gömlekler, yörede bü­yük bir üne sahiptir. Günümüzde, Meryem Ana Kilisesi’nin Kuzey yönünde bulunan sokağın adı bile Puşucular Sokağı olarak geçmektedir.

Usta-çırak ilişkisi içerisinde öğrenilen mesleklerin başında gelen terzilik kategorisinde, toplam 90 adet esnafın kayıtlı olduğunu görmekteyiz. Bunların %24,4’üne tekabül eden 26 adet terzi esnafını Süryaniler oluşturmaktadır. Şimdiki, Ulu Cami ile Bakırcılar Çarşısı ortasında bulunan Buğday Pazarı’nın terzi esnafının çoğunluğunu yine Süryanilerdir oluşturmaktadır.