|
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
|
|||||||||||||||||||||||||
|
|
![]() |
|
|||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
![]() |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|||||||||||||||||
|
|
|
|
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|
|
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|
![]() |
![]() |
|
|
||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
SÜRYANİ CEMAATİNDE KADIN OLMAK Mehmet ŞİMŞEK Giriş Anadolu’nun verimli topraklarında, kendine yer edinmiş kültürlerden olan Süryani kültürünün, varlığını dayandırdığı ve referans aldığı Hıristiyan inanışlarında kadın-erkek eşitsizliğinin, bölgeye ait olmak üzere, kadının aleyhine geliştirilen uygulamaları, sosyal hayatın işleyişinde dinsel ayin ve ritüellerin uygulanmasındaki yansımaları bu bildiride ele alınacaktır. Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, kültürel yaşam örneklerinin sergilendiği Müslüman, Süryani, Keldani, Ermeni motifleri içerisinde, Süryani cemaatine mensup kadının, cemaat içerisinde algılanışı ve bunun dışa yansıması üzerinde durulacaktır. Kadının cemaati içerisindeki durumunun, toplumsal hayata katkısının, dinsel ayin ve uygulamalarda kadına özgü vaziyet alışların belirlenmesi amaçlanmıştır. Anadolu’nun zengin kültürel mirasında pay sahibi olan Süryanilerin, daha 1970’li yıllara kadar yoğun olarak yaşadıkları Diyarbakır ve Mardin çevresindeki köy ve kent yerleşimleri kapsamında nüfusları, yerleşim yerleri, modernleşme ile birlikte şekillenen toplumda kadının statüsü, eğitim düzeyi, Süryani kutsal metinlerinde kadının dinsel, hukuksal ve toplumsal statüsü hakkında betimsel açıklamalarda bulunulacaktır. İlgili konuda kuramsal bilgilerin verilmesi yanında, özellikle alan çalışması sırasında; gözlem, katılımlı gözlem ve enformel görüşmelerle elde edilen bilgiler karşılaştırmalı olarak verilecektir. Bölgesel bazda, kadının konumu ile ilgili konularda, diğer din mensuplarıyla örtüşen tavır ve davranışlara da vurgu yapılabilecektir. Dinsel metinlerin uygulamadaki yeri üzerinde durulacaktır. Süryani Kavramı İsa’dan önce Süryani kavram ile karşılaşılmaz. Mezopotamya’nın eski tarihsel derinliklerinde var olan Sümer-Akad Medeniyeti ve takip eden süreçte, siyasal ve kültürel varlıklarıyla oluşturulan, Asur-Arami isimlendirmesiyle devam edip, Hıristiyanlığın ortaya çıkmasıyla dinel yönü ağır basan Süryoyo (Süryani) tanımlamalı topluluk karşımıza çıkar. Bu ismi, tarihi olayları ve kişileri temel alan yaklaşımlarda olduğu gibi, dinsel ayrışımın bir ifadesi olarak da görmekteyiz. Patrik Yakup III (1957-1980), Süryoyo isimlendirmesini, Pers kralı Keyhüsrev’in, (İ.Ö. 559-529) Kyrus, Syrus, Sirus’tan kaynaklandığını belirtir. Bu olayda, Keyhüsrev’in, Yahudileri Babil esaretinden kurtarmasına ve Kudüs’e dönmesine izin vermesinden dolayı, “kurtarıcı” anlamında “sirus”, “syrus” ifadesini, putperest ırkdaşlarından ayrışmanın, kurtarıcı İsa’nın şahsında, kurtulan anlamında Süryani isimlendirilmesi kullanılmaya başlanmıştır. Bu kavramın; Arami kralı Suros’tan, yaşadıkları yerin isminden (Sur şehri yerleşmesinde yaşanmış olduğundan vs.) kaynaklandığı dile getirilmektedir. Bu gibi yaklaşımlar ve açıklamalar günümüzde de tartışma konusudur. Günümüzde, Süryanileri tanımlayan farklı isimlendirmelerde bulunulmaktadır: Süryani, Arami, Asuri. Bu üç tanımlama, aynı dil ve versiyonlarını kullanan ve aynı inanç noktalarında buluşan dini sosyal grubu tanımlamaktadır. Ülkemizde, özellikle Süryanilerin yaşadıkları yerlerde, Hıristiyan anlamında “Süryani” isimlendirmesi kabul görmüştür. Süryani kavramı, daha çok etno-dinsel anlamı birbiriyle özdeşleşmiş bir terim olarak karşımıza çıkmaktadır. Süryanilerin tarihsel yerleşim alanları Mezopotamya (Bethnaharin) olarak bilinir. Bu dini grup, bahsedilen bölgenin, Kuzey-Güney doğrultusunda hareket etmişlerdir. Putperest Aramilerin hakim olduğu Kral Abgar Ukomo yönetimindeki Urfa Krallığı, Hıristiyanlık inancını resmen kabul eden ilk yönetimdir. İlk kilisenin kurulduğu Antakya’da, bu inancı kabul edenler putperest kökenli Roma vatandaşları iken, Urfa site krallığında bulunanlar, yönetici ve halk, Asur-Arami menşeli idiler. Bu yeni inancı kabullendiren misyonerler, Urfa merkezli misyon faaliyetlerine, Doğu ve Güney Mezopotamya yerleşmelerinde büyük bir hızla devam ederler. Anadolu yerleşmesinde yer alan Süryaniler, daha çok Mardin Turabdin Bölgesi ile Kuzeyde Diyarbakır, Malatya ve Adıyaman uç noktası ile, Doğuda Hakkari, Güneyde tüm Suriye sınırında kendilerine yaşam alanları oluşturmuşlardır. Yurdumuzda yaşayan Türkiye Süryanilerinin, cemaat içi ve cemaat dışı gelişen ve bölgede yaşayanlarca hissedilen siyasal, ekonomik, güvenlik ve göç gibi nedenlerden dolayı, Anadolu’daki coğrafi dağılımları çeşitlilik göstermeye ve nüfusları önemli oranda azalmaya başlamıştır. Özellikle son 20 yıllık süreçte, yaşadıkları yerleri toplu halde terk etme ve özellikle Batı Avrupa’ya yönelen göç hareketleri, bu dini sosyal grubun Türkiye’deki varlıklarını, yok denecek duruma getirmiştir. Mardin Turabdin Bölgesi’nde bulunan Süryaniler için bu göç, beklenildiği gibi cemaatin varlığına ve devamına pozitif katkılar yapmamıştır. Kültürel kimlik kaybı ve dejenerasyon ile yaşanan ve elde edilen tecrübelerden dolayı ve aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşme sürecini hızlandırması ve Avrupa Birliği ile entegrasyonu hedeflemesi, birçok Süryani cemaati mensubunu, ters yönde bir göç hareketi içine girmesi konusunda cesaretlendirmektedir. Süryanilerin Nüfus Profili: Diyarbakır Örneği Osmanlı devleti döneminde, Diyarbakır ölçeğinde nüfus profiline baktığımızda, 1869 tarihli Diyarbekir Salnamesi’nde, sancak merkezinde 1.608 Süryani bulunurken, 1901 tarihli salnamede bu rakam sancak genelinde 22.748 olarak belirtilmektedir. Ali Emiri Efendi, Osmanlı Vilayat-ı Şarkiye adlı eserinin 31. sayfasında, 1913 yılına ait nüfus bilgilerinde, Süryani kadim 37.976, Süryani Katolik 4.133 rakamlarına yer verilmektedir. Cumhuriyet döneminde yapılan nüfus sayımlarında anadil veya köken sorularının sorulmaması, sağlıklı ve bilimsel çalışmalara veri oluşturacak bilgilere ulaşılmasını engellemiştir. Ancak, yerinde yapılan incelemelerle birtakım rakamlara ulaşılmıştır. Ülkemizde yapılan tüm nüfus sayımlarında birçok dile yer verilirken, Süryanice, tasnif dışında tutulmuştur. Özellikle Mardin’de, “sair ve meçhul” dil kategorisinde yüksek rakamlar elde edilmiştir. Örneğin; 1927’de 6.812, 1935’te 9.626, 1945 yılında 8.524, 1950’de 8.132, 1955 yılında 13.679, 1960’da 3.805, 1965 yılında 17.143 kişi, “sair dilleri konuşanlar” olarak tespit edilmiştir. Bunların, büyük bir kısmının, Süryanice konuşunlar oldukları ifade edilebilir. Günümüzde, Türkiye genelinde, Süryani nüfus 25 bin civarındadır. Bu nüfusun büyük çoğunluğu İstanbul’da yaşarken, 3 bin kadarı da Midyat ve çevresinde ikamet etmektedir. Süryani Kadim Ortodoks Kilise Hiyerarşisinin Oluşumu ve Kadın Süryani Ortodoks kilisesinin oluşumundan bahsedebilmek için, öncelikle Kudüs dışında ilk Hıristiyan kilisesinin meydana gelişine göz atmak gerekmektedir. İsa’dan sonra, havarilerin misyon çalışmaları, Kudüs coğrafyasında devam ederken, Roma vatandaşı imtiyazına sahip Pavlos, Yahudi kökenlilerin dışında Putperest Roma vatandaşları üzerinde yoğunlaştırdığı misyon faaliyetlerini, Antakya merkezli olmak üzere devam ettirmiştir. 70 müjdeciden birisi olan Agai ve onun öğrencisi Mara, Urfa civarında hüküm süren Arami krallarından Abgar Ukomo’ya, İsa’nın mesajını ulaştırmak üzere bölgeye gelmiştir. Müjdecilerin mesajı, kabul görmüş ve kısa sürede yaygınlaşmıştır. Dolayısıyla, Hıristiyanlığın dünyaya yayılmasında, adı geçen bölgenin büyük bir öneme sahip olduğu ifade edilebilir. Antakya, İskenderiye ve Roma’da oluşan üç episkoposluk merkezi, geçen zaman içinde, yaşanan gerilimler ve ortaya çıkan kristolojik mücadeleler sonucu, Antakya Kilisesi, kesin çizgilerle 451 Kadıköy Konsili’nden sonra Roma’dan ayrılır. Antakya merkezli Süryani Ortodoks Kilisesi, birçok baskılara maruz kalarak günümüze ulaşmıştır. Adı geçen kilise ve benzer görüşü paylaşan diğer monofizit kiliseler, inanç ve uygulamalarıyla diğer Hıristiyan mezheplerden ayrılmıştır. Bizans Kilisesi yerine ikame edilen Katolik kilisesi, Süryanileri, Doğu’lu olmaları hasebiyle, günümüze kadar “hidayete erdirme” projelerinde öncelikli hedef kitleler arasında görmüştür. Kilise hiyerarşisi, erkek egemen bir yapı arz etmektedir. Tarihsel olay ve oluşumları esas alan kilise takviminde, 55 adet aziz anma günlerine karşılık, İsa’nın annesi Meryem dahil olmak üzere, 13 tane de azize adına anma günleri mevcuttur. Süryaniler, azizler için “mor”, azizeler içinse “mort” tanımlamasını kullanmaktadırlar. Kilise hiyerarşisini oluşturan diyakosluk, papazlık, episkoposluk kategorilerinde, erkek olmak belirleyici bir özelliktir. Kadınlar için tek uygulama rahibeliktir. Evli din adamı olan papazların eşlerinin ölümü halinde, papazın ikinci bir evlilik yapması kesinlikle yasaktır. Aynı şekilde, eşini kaybeden papaz hamımı da, hayatının sonuna kadar ikinci bir evlilik gerçekleştiremez. Bunun gerekçesi; papazın tüm cemaatin babası, papazın eşinin de tüm cemaatin annesi olarak kabul edilmesidir. Süryani Kilise Hiyerarşisinde Kadının Yeri Kadının kilisede yer alışı M.S. 300’lü yıllarda doğmuş, M.S.378’de ölmüş Mor Afrem dönemine kadar uzanır. Mor Afrem, ilk defa kilisede, dua ve ilahilerin okunmasında kadına yer verir. Esin kaynağı, putperest ayinlerinde kadının icra ettiği dua ve yakarışlardır. Bu dönemde uygulamaya başlanan, koro halinde dua ve ilahi okuma geleneği, günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Bunun dışında, erkek belirleyicili din adamı (ruhban) kategorisinde, kadının yeri oldukça sınırlıdır. Manastırlarda rahibe olarak bulunan kadınlar, daha çok yemek, temizlik vb. işlerden sorumludurlar. Dua ve ayinlerde, erkeklerin ve sivil kadınların gerisinde durmak suretiyle ibadete katılırlar. Kadınların kilisede nasıl davranması gerektiğini anlatan ifadeler, kadının öğrenme hakkını kısıtlayıcı niteliktedir: “Kadınlar, toplantılarında sessiz kalsın. Konuşmalarına izin yoktur. Kutsal yasanın da belirttiği gibi, uysal olsunlar. Öğrenmek istedikleri bir şey varsa, evde kocalarına sorsunlar. Çünkü, kadının toplantı sırasında konuşması ayıptır”. Kilisede kadına getirilen bu kısıtlama, dinsel ritüellerdeki rolünü de belirlemiş, kadınların dinsel merasimleri yönetmeleri bundan dolayı engellenmiştir. Yukarıda ifade edildiği gibi, Mor Afrem’in kadınlara, kilise korosunda yer vermesi önemli bir açılımdır. Kilise hiyerarşisinde “rahibelik” olarak tanımlanan ve uygulanan kategorinin, tüm işleyiş içerisinde belirleyici bir fonksiyona sahip olmadığı dikkat çekmektedir. Rahibenin sözlük anlamı; “dünyadan el etek çekerek manastırda yaşayan Hıristiyan kadın rahip” biçiminde ise de, rahibe, kahin rütbesine ulaşamadığından dolayı, rahibin yerine getirmesine izin verilen birçok yetkiden (nikah, vaftiz vs.) mahrumdur. Süryani Kadim Ortodoks kiliselerinde rahibelerin (dayrayto), manastırlardaki dinsel yapılanma içerisinde yer almaları, 4. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Turabdin Bölgesi’nde bilinen en eski rahibeler Febronyo ve Tomais’tir. Bu ikisi, baş rahibe konumundadır. Febronyo, Tomais’in hocasıdır. Nusaybin (Nsibin) civarında bir köyde, sadece rahibelerin barındığı bir kilisenin var olduğundan söz edilmektedir. Bakirelerin Manastırı anlamına gelen bu dinsel mekanlarda, ayin ve uygulamalar, erkek din adamı (yaşlı bir rahip veya papaz) tarafından yerine getirilmektedir. Bireysel dua ve ibadet dışında, kilise uygulamalarından (vaftiz, ayin, kurban, itiraf vb.) sadece, yaşça büyük kız çocuklarının vaftiz uygulaması sırasında, baş rahibeler görev alabilmektedirler. Vaftiz uygulayabilen rahibe, Bathkyomo olarak adlandırılır. Kilise korolarında, 15 yaşını geçmemiş kız çocukları görev alırken, rahibeler bu korolarda bulunmazlar. Rahibenin, takdis ve ataması, metropolit tarafından yapılmaktadır. Rahibelik iki kategoriden oluşur. Birincisi Bathkyomo, ikincisi ise Dayrayto’dur. Birinci kategoride bulunan rahibe, yaşça büyük kız çocuklarının vaftizi sırasında, kutsal murun sıvısının vücuda sürülmesinde yetkili olurken, dua okuma ise, perde gerisinden erkek din adamı (kahin olan) tarafından yapılmaktadır. İkinci kategoride bulunan rahibelerin ise, herhangi bir dinsel ritüel uygulama yetkileri bulunmamaktadır. Rahibeler, zorunlu olmadıkça, manastırlarını terk edemezler. İkamet alanlarında, telefon dışında herhangi bir iletişim aracı da bulunmaz. Yönetim ana merkezi olan Patriklik makamında, rahibelerden sorumlu olan bir “ana” bulunur ve bu yetkili rahibeye, “emo” diye hitap edilir. Tüm manastırlardaki rahibelerin görev, uygulama, yer değişiklikleri ve sorunların çözümünde tek yetkili “ana”dır. Manastırlarda bulunan erkek din adamları, bu konularda müdahalede bulunamazlar. Ayin ve Uygulamalarda Kadına Atfedilen Konum Rahibe kategorisinde yer almayan kadın, bulunduğu yerde kilise mevcut ise, günde iki defa olmak üzere toplu tapınmaya katılır. Kilisenin bulunmadığı durumlarda ise, bireysel dua uygulamasını tatbik eder. Manastırlarda yaşayan sivil kadınlar da, bu uygulamaya tabidirler. Rahibeler ise, ayin ve uygulamalara sıkı bir şekilde katılmaktadırlar. Rahibe olma kararını veren ve 20 yaşını doldurmuş olan kişi, üç yıl süren ve “hapis” olarak isimlendirilen tecrit edilmiş inziva yaşamı sürecinden geçer. Özel odası ile kilise arasında geçen bu üç yıllık sürede, rahibe adayı, 7 vakitlik ibadet uygulamasının 3’üne kesintisiz iştirak eder. Kalan zamanda, özel odasında dua, ibadet, kutsal metin okuma çalışmaları ile en zor ve zahmetli görevleri yerine getirmeye çalışır. İbadet sonrasında, günde 7 kez Mezmur ve Şıbitho (rahibeler için haftalık dua kitabı) okunur. Oruç, perhiz ve namaz uygulamaları sırasında, kadına ait özel hallerde (adet görme, kanama), herhangi bir kısıtlama sözkonusu değildir. Bu durumlarda da ibadetler devam eder. Yaşanan bu durum; kirlilik veya günah olarak değerlendirilmez. Kadına ait farklı bir uygulama olmamakla birlikte, giyim konusunda oldukça hassasiyet gösterilir. “Tepeden tırnağa” ifadesi doğrultusunda, siyah renk bir giysi kullanılır. Rahibeler, kilisedeki ayin uygulamalarına katılma sırasında, genellikle bayanların bulundukları tarafın arka kısmında yer alırlar. Günlük kıyafetlerinin üzerinde, şal örtüsü bulunduğu halde, dua ve ayin uygulamalarına katılırlar. Rahibelerin elbiselerinin ayrılmaz bir parçası olan baş örtüsü, iki bölümden oluşur. Başın tümünü örten örtü, çene altından bağlanır. İkinci örtü ise, alnın üstünden başlayıp, arkada bağlanan örtüdür. Uzun kollu, bileklere kadar uzanan, düğmeli, kolluklu ve pileli olup, belden aşağıya sarkan eteklerle, ayaklara giyilen siyah renk çorap ile aksesuar tamamlanır. Süryani ayin uygulamaları sırasında, erkeklerin başı daima açık, kadınların ise mutlaka örtülü olmalıdır. Kadınların kilisede nasıl davranması gerektiğini anlatan ifadelerin, kadının öğrenme ve belirleyici olma sürecini engelleyici nitelikte olduğu dikkat çekmektedir: “Mukaddeslerin bütün kiliselerinde olduğu gibi, kiliselerde kadınlar sükut etsinler, çünkü onlara söylemek için izin yoktur. Ancak şeriatın da dediği gibi, tabi olsunlar. Ve eğer bir şey öğrenmek isterlerse, evde kendi kocalarına sorsunlar. Çünkü, kadına kilisede söylemek ayıptır. Kadını, kocasının bilgisiyle sınırlamak; ibadet, eğitim ve diğer birçok yönlerden bilgisiz olunması sonucunu doğurabilmektedir. En temel kurum olan kilisede, kadına getirilen bu kısıtlama, dinsel ritüellerdeki rolünü de belirleyecek ve onun dinsel merasim idaresini doğal olarak engelleyecektir. Doğum, Vaftiz Uygulamalarında Kadın-Erkek Eşitsizliği Süryani ayin geleneğinde, doğum sonrası uygulanan vaftiz ayinlerinde, kadın-erkek eşitsizliğini açık bir şekilde görebilme olasılığı bulunmaktadır. Kadının yerini belirleyen ifadeler, genellikle Resullerin Mektupları’nda ve özellikle Pavlus’un yazmış olduğu mektuplarda görülmektedir. İncil’de ise; adı geçen bazı kadınlar, Yahudilerin kardeş karısı ile evlenen yedi kardeşin ahirette kiminle evli olacağı sorusuna İsa’nın verdiği yanıt ve boşanmanın yasaklanışı konuları dışında, kadının nasıl değerlendirildiğini net olarak tespit etmek mümkün değildir. Örneğin Pavlus; kadının çocuk doğurmasını, ilk günahın bir azabı olarak değerlendirirken, İncil’de bu, yorumsuz olarak zikredilir: “Kadın doğuracağı vakit sıkıntı çeker, çünkü saati gelmiştir. Fakat, çocuğu doğurduğu zaman, dünyaya bir insan doğması sevinci ile artık sıkıntıyı anmaz”. Kadının doğurma özelliği ve doğum sancısı; onun asli günaha sebep olmasını hafifletecek ve günahın bir cezası olarak tasvir edilir: “Fakat, iman ve sevgi ve takdis ve vakarla davranırsa, çocuk doğurması ile kurtulacaktır”. Vaftiz uygulamasından sonra çocuk, kahinin ellerinde olduğu halde, sunak önünde tanrıya adama seremonisi gerçekleştirilir. Vaftiz edilmiş ve kutsal yağ ile yağlanmış olan çocuk erkek ise, kilise mihrabının iç girintisinde bulunan kudskudşin’e doğru getirilerek çeşitli dualarla tanrıya adanır. Çocuk kız ise, mihrap basamakları aşılmadan, dışarıda duracak şekilde, çeşitli dualarla adama uygulaması yerine getirilir. Bölgeye özgü bazı uygulamalarda, dua ve ayin sırasında, kiliseye ilk önce erkek girer. Kadınların erkeklerden önce girmesi, erkekten önce ibadete başlaması ve yine erkekten önce kiliseyi terk etmesi hoş karşılanmaz. Ayin sonrası, kahinin elinden selam alınması, ancak küçük erkek çocuğu ile olabilmektedir. Şöyle ki; ayin sonunda, ayini yöneten din adamının eli ve İncil öpülerek, saygı ile kilise dışına çıkılır. Bu uygulama, erkeklerden başlanarak yapılır. Duada hazır bulunan küçük bir erkek çocuğu, ayini yöneten din adamının elini öperek, bayanların bulunduğu yere yaklaşır ve elini bayanlardan birisinin eline dokundurarak selamı bayanlara ulaştırmış olur. Bayanlar, kendi aralarında ellerini birbirine uzatarak, selamı birbirlerine ulaştırmış olurlar. Tek eşli evlilik uygulaması, kadının tüm hal ve şartta, erkeğe itaat etmesini zorunlu kılmaktadır. Zina hali dışında boşanma kesinlikle reddedilmektedir. Bu durum şu ayette anlatılmaktadır: “Ben size şunu söyleyeyim. Karısını fuhuştan başka bir nedenle boşayıp başkasıyla evlenen, zina etmiş olur. Boşanan kadınla evlenen de zina etmiş olur”. Kadının Eğitim Kurumlarındaki Yeri Süryanilerin eğitim kurumlarına ilgisi, bölgede hakim olan genel tavır içinde değerlendirilebilir. Kız ve erkek çocuklarının okullaşma durumu, genellikle erkek egemen bir toplum yapısının uzantısı şeklinde görülebilmektedir. Erkek çocuklarının, kır-kent yaşam alanlarında bulunan formel ve enformel eğitim kurumlarına devam etmeleri mümkün iken, kız çocuklarının bu olanaklardan yararlanma düzeyleri daha düşüktür. Tarihsel dönemler itibariyle konuya baktığımızda, dinsel kurumlar olan kilise ve manastırlarda, erkek ağırlıklı olmak üzere, öğrenim görüldüğü dikkat çeker. Islahat Fermanı’ndan sonra yürürlüğe giren Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile, gayrimüslimlere tanınan okullaşma olanağından daha çok erkekler yaralanmışlardır. 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’nin yayınlanmasından hemen sonraki uygulamaları, resmi kayıtlardan takip etmek mümkündür. 1287/1871 tarihli Diyarbekir Vilayet Salnamesi’nde, cemaatler bazında, eğitim kurumlarının sayıları verilirken, kategori belirtilmeden, “mektep” ifadesi altında, 1 Süryani okulunun olduğu görülmektedir. Diğer gayrimüslim cemaatleri (Ermeni, Rum, Rum Katolik, Protestan, Keldani, Yahudi vs.) ile birlikte toplam 9 adet okul bulunmaktadır. 1898, 1899 ve 1901 tarihlerine ait verilerde, okula giden öğrencilerin cinsiyet durumlarına bakıldığında, Protestanlar dışında hiçbir cemaatin kız çocuklarını okula göndermediği dikkat çekmektedir. Yörede geçerli olan, kız çocuklarının okula göndermeme anlayışı, Süryani cemaati için de geçerliliğini korumuştur. Daha modernist bir yaklaşımı savunan Protestan cemaati, kız çocuklarının öğrenim görmeleri konusunda herhangi bir kısıtlamaya gitmemiştir. Bu cemaatin oluşumu, yerel cemaatlerden ayrı olarak ele alınamayacağı gibi, aynı zamanda Batılı misyonerlerin çabalarının da göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Protestan cemaati, geleneksel din anlayışının yoğun olarak hissedildiği Ortodoks cemaatinden, Batılı misyoner teşkilatlarının girişimleri sonucunda, geleneksel kilise anlayışından uzaklaşan kişilerden oluşmaktadır. Protestan cemaatine mensup okulda, 1898’de 55, 1899’da 23, 1901’de 30 kız çocuğunun öğrenim gördüğü dikkat çekmektedir. Cumhuriyet dönemiyle birlikte, kız çocuklarının öğrenim görmesiyle ilgili anlayışta bir değişim gerçekleşir. Özellikle kentte yaşayan Süryanilerin kız çocukları, ilk, orta ve yüksek öğrenimle tanışırken, kırsal kesimde yaşayan Süryanilerin, ekonomik ve ulaşım sorunlarından dolayı, kız çocuklarını ilköğrenimle sınırlandırmış oldukları dikkat çekmektedir. Süryaniler, formel eğitim yanında, çocuklarının “yaz okulu” şeklinde, kilise ve manastırlarda verilen eğitimden yararlanmasını sağlamaktadırlar. Bu eğitim, Süryanice dilini ve duaları öğrenme, kutsal metinleri ve dua okuma gibi kısımlardan oluşmaktadır. Özellikle kırsal kesimde yaşayan Süryani aileler için, manastırlarda verilen eğitimin ayrı bir önemi bulunmaktadır. Çocuklar, öğretim dönemi içinde, manastırlarda barınmakta ve bu arada Süryanice’yi öğrenmekte ve aynı zamanda dini eğitim almaktadırlar. Mardin’de bulunan Mor Gabriel, Mor Yakup ve Deyrulzafaran manastırları, bu konuda günümüzde de oldukça büyük işlevler görmektedirler. Adı geçen manastırlarda barınan ve bu arada formel eğitim alan çocuklar içinde kız çocuklarının sayısının yok denecek kadar az olması dikkat çekmektedir. Türkiye’nin çeşitli kentlerine (özellikle İstanbul) göç eden Süryanilerin neredeyse tamamının, kız çocuklarını okuttukları dikkat çekmektedir. Yine, Avrupa’da (özellikle İsveç ve Almanya) bulunan Süryanilerin de, bulundukları ülkelerin sağlamış olduğu öğrenim olanaklarından en üst düzeyde yararlandıkları dikkat çekmektedir. Süryani Ailesinde Kadının Yeri Süryani ailesinde kadının rolü, kutsal metinlere dayandırılarak açıklanmaya çalışılır. Süryanilerdeki aile anlayışında, kadına biçilen rol, eş ve annelik sınırları içerisindedir. Kutsal metinlerde (Tevrat, İncil) erkeğin statüsü, her zaman birinci derecede iken, kadınlar çoğu zaman ikinci, bazen de daha alt derecede bulunmaktadırlar. Hıristiyanlığın üzerinde temellendiği en önemli kavramlardan birisi “ilk günah”tır. İlk günah, insanın dünya “sürgünü”nün başlangıcına neden olmuştur. Bu günahın oluşumunun baş aktörü kadındır. Kadının neden olduğu bu sürgünden dolayı, insanların tümü kirlenmiştir. İncillere göre kadın, şeytana aldanmış ve Adem’in de aldanışına neden olarak, tüm insanların paylaşacağı bir günahın müsebbibi olmuştur. “Fakat, kadının öğretmesine ve erkeğe hakim olmasına izin vermem, sakin olsun. Çünkü, önce Adem, sonra Havva yaratıldı; aldatılan da Adem değildir, kadın aldatılıp suç işledi. Ama, doğum yapıp kurtulacaktır. Burada, kadın suçlu ilan edilmekte ve devamındaki ifadelerle de, kadının doğum sancısıyla acı çekmesinin, sanki bir suçun cezası olduğu ima edilmektedir. Yeni Ahit’te birçok yerde, kadının çoğunlukla, hukuksal ve insani iradesi hiçe sayılarak, erkeğe, Allah’a tabi olduğu gibi tabi olmasının istendiğini görmek mümkündür. “Ey kadınlar, Rab’be bağımlı olduğunuz gibi kocalarınıza bağımlı olun. Çünkü Mesih, bedenin kurtarıcısı olarak kilisenin başı olduğu gibi, erkek de kadının başıdır. Kilise, Mesih’e bağımlı olduğu gibi, kadınlar da her durumda kocalarına bağımlı olsunlar”. “Yaşlı kadınlar, saygın bir yaşam sürmeli (…) genç kadınları, kocalarını ve çocuklarını seven sağduyulu, temiz yürekli, iyi birer ev kadını ve kocalarına bağımlı olmak üzere eğitebilsinler. “Ey kadınlar, Rab’be ait olanlara yaraşır biçimde kocalarınıza bağımlı olun”. Ailede, kadının bu itaati, bir hiyerarşiye dönüşerek açıklanmaya çalışılır. Kadının, kocasına, Rab’be bağlı olduğu gibi itaat etmesi emredilmektedir. “Çünkü, bedenin kurtarıcısı Mesih, kilisenin başı olduğu gibi, erkek de kadının başıdır”. Nitekim, “kilise, Mesih’e tabi olduğu gibi, kadınlar da böylece her şeyde kocalarına tabi olsunlar” biçimindeki açıklamalarla, kadının varlığının erkekle anlam kazandığı ve her durumda, erkeğe muhtaç olduğu hususuna vurgu yapılır. Bu anlayış ile, Süryaniler arasında tek eşli evlilik, boşanmama gibi kesin kurallar çerçevesinde, kadının ailedeki konumu belirlenmiş olmaktadır. Kır-kent ayrımında, ekonomik gücün elde bulundurulmasına bağlı olarak, kadının yukarıda belirlenin kesin çizgiler dışında, rahat hareket etmesine olanak sağlanabilmektedir. Yörede yaygın olan, kadının doğurganlık özelliği ve erkek çocuğa sahip olma isteği, Süryaniler arasında da yaygın olarak bulunmaktadır. Boşanma veya ikinci evlilik, kırsal alanda yok denecek kadar azken, şehir merkezlerine ve özellikle de Avrupa’ya göç etmiş Süryaniler arasında boşanma ve ayrı yaşamaya ilişkin örneklere rastlamak mümkündür. Sonuç Ülkemizde yaşayan bir dini grup olan Süryaniler, birçok farklı yönleriyle dikkat çekmektedirler. Bu yönüyle, bu dini grubun anlaşılmasına yönelik akademik çalışmaların yapılması bir gereklilik gibi görünmektedir. Ortaya koymaya çalıştığımız bu fotoğrafta, belirli bir dini anlayışa sahip bireylerin oluşturduğu oluşumda, kadına yönelik eşitsizlikler, dikkat çekici boyutlardadır. Üç semavi dinin inananların, yörenin sosyal, ekonomik, coğrafik vs. özelliklerini kutsalla yoğurarak, kendine özgü bir yaşam biçimi meydana getirmişlerdir. Bu bölgede yaşayan; Süryani, Keldani, Yezidi, Ermeni, Müslüman dinlerine inananlarda, kadına yönelik olan ve kutsala dayandırılan eşitsizlikleri çıplak gözle görmek mümkündür. Bu anlayış ve uygulamaları, modernleşme sürecinde mesafe almış oluşumlarda görme oranı nispeten azalırken, yörenin kendine özgü şartları, bu anlayış ve uygulamaların çok da kolay ve kısa sürede değişemeyeceğini ortaya koymaktadır. Farklı dinlere mensup olsalar da, bu topluluk/toplumlarda; kadının konumu, algılanışı ve vaziyet alışların çok da farklı bir özellik sergilemediği dikkat çekmektedir. Birlikte yaşadığımız ve Türkiye mozaiğinin bir unsuru olan Süryanilerin, farklı dinsel esaslara inanmalarına rağmen, sosyal, kültürel vs. alanlarda Türk kültürüne çok da yabancı olarak ele alınamayacağı ileri sürülebilir. Bu azınlık, ülkemizde yeterince tanınmamaktadır. Süryaniler, ülkemizde bin yıllardır yaşayan, en sorunsuz Müslüman olmayan grup olma özelliği taşımaktadır. Osmanlı’da olduğu gibi, Cumhuriyet döneminde de, hiçbir şekilde aykırı bir hareket içine girmemişler, vatandaşlık görevini eksiksiz yerine getirmişlerdir. Buna göre, ortak kaderi paylaştığımız Süryanileri ve kültürlerini anlamak, tanımak ve ortak yaşama tecrübelerimizi deşifre etmek bizlere çok şey kazandıracaktır. Eğitimci-Sosyolog, Şair Sırrı Hanım İlköğretim Okulu-Ofis-Diyarbakır, msimsek21@yahoo.com, msimsek21@mynet.com |
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|
||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|
||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
![]() |
|
|||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|
||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|
|
![]() |
|
|||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|