MİLLETLER MOZAİĞİ OLARAK DİYARBAKIR

Diyarbakır, geçmişte olduğu gibi, Osmanlı döneminde de şehir ölçeğinde konumunu muhafaza etmiştir. Toplumsal hayatın renklerinden olan farklı dini ve etnik gruplar, bu dönemde millet kavramı içerisinde ifadesini bulmuştur. Bu farklı toplumsal yapılara, Diyarbakır ölçeğinde, dikkat çekici şekilde rastlanmaktadır. Diyarbakır şehir yaşamına, kendilerine ait desenlerle katkıda bulunan bu farklı gruplar, geleneksel olarak ticaret ve zanaatta varlıklarını ifade etmenin yanında, Osmanlı’nın son dönemlerinde, özellikle Tanzimat ile başlayan süreçte; bürokrasi, sağlık, hukuk, eğitim gibi alanlarda kendilerine yer edinmişlerdir.

Anadolu insanının gerçekleştirmiş olduğu birlikte yaşama, cemaat iç işlerine müdahale etmeme, kabul edilmiş ortak kültürü geliştirme çabalarına günümüzden örnekler verme imkânı, daha çok birkaç büyük şehir düzeyindeki yerleşim birimleriyle sınırlı kalmıştır.

Osmanlı toplumsal yapısında, yerinden yönetim birimleri, olabildiğince özerk bir oluşuma sahipti. Ekonomik anlamda, yerleşik bir düzene sahip olmayan dönemlerde de, ortak ikamet alanlarını paylaşma durumu sınırlı olduğundan, daha homojen nüfus yapısının hâkim olduğu dikkat çeker.

Tanzimat’ın ilanıyla ortaya çıkan merkezden yönetim anlayışı, demografik, ekonomik verilere ihtiyaç duyulmasını zorunlu hale getirmiştir. Bununla birlikte, yerel yönetim örgütlerinin oluşturulması, daha güvenli alanlarda yönetim ve paylaşımın gerçekleştirilmesi ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Dolayısıyla, Batılı anlamda şehircilik anlayışının gelişmesini kaçınılmaz kılmıştır.

Osmanlı’nın, kendine özgü olarak geliştirdiği toplumsal yapı ölçümleriyle ilgili bilgileri, düzenli olarak salnamelerde (yıllık) görmek mümkündür. Osmanlı döneminde ilk salname, 1847 yılında, Sadrazam Reşit Paşa tarafından hazırlattırılır. Vilayetler bazında ilk salname, 1866 yılında Trabzon’da yayınlanır. Diyarbakır için hazırlanan ve 1869-1905 yıllarını kapsayan süreçte, 20 adet salname yayınlanır. Bu salnamelerde şehrin; nüfusu, iktisadi, ticari, hukuki ve askeri yapılanmaları konusunda verilere ulaşmak mümkündür. Bu çalışmada, yukarıda belirtilen tarihler arasında yayınlanan Diyarbakır Salnameleri esas alınmış ve bunlardan yola çıkılarak birtakım değerlendirmelerde bulunulmuştur.

Osmanlı millet sistemi, iki bölüme ayrılır. Birinci bölümde, Müslüman (İslam) milleti yer alırken, herhangi bir kategorilendirmeye gidilmez. İkinci bölümde ise, gayrimüslimler (milel-i gayrimüslim) yer alır ve bunlar kendi içinde kategorilere ayrılır. Bunlar; Ermeni, Rum, Yahudi, Katolik Ermeni, Süryani, Katolik Süryani, Yezidi vs. şeklinde etnik ve mezhepsel ayrıma tabi tutulur. Devletin askeri örgütlenmesi ve devlet adına toprak mülkiyeti hakkına sahip olmayan gayrimüslimler, zorunlu olarak, ticaret ve zanaata yönelmişlerdir. Ancak, Osmanlı’nın son dönemlerinde ise, bürokrasi ve yerel güvenlik örgütlenmelerinde gayrimüslimlerin yer almaya başladıkları görülür.

İstanbul’daki merkezi yönetim üzerinde, Batılı ülkelerin, Osmanlı toprakları dâhilinde yaşayan azınlıklar adına oluşturdukları baskı ve himayeleri, Anadolu şehir yerleşmelerinde yaşayan gayrimüslimlerin, bürokraside yer alma durumlarını daha da geliştirmeleri sonucunu doğurmuştur. Diyarbakır’da birkaç tane konsolosluk düzeyinde örgütlenmenin bulunması, bu çabaların bir sonucudur. 1286/1869-1870 tarihli salnamede, İngiltere ve Fransa konsolos düzeyinde, İran ise şehbender düzeyinde temsilciler bulundurduğu belirtilmektedir. Bunlar; İngiltere konsolosu Mösyö Taylor, Fransa konsolosu Mösyö Anori ve İran şehbender vekili Mirza Abdurrahim’dir. 1300/1882-1883 tarihli salnamede, Diyarbakır’da, konsolosluk düzeyinde temsil edilen ülke sayısı 5’e çıkar. Bunlar; İngiltere, Rusya, İran, Fransa ve İtalya’dır. Bu durum, Batılı devletlerin Osmanlı topraklarında mevcut olan yer altı ve yer üstü zenginlik kaynakları ve toplumsal yapıya ilişkin projelere ne kadar önem verdiklerinin bir ifadesi olarak değerlendirilebilir.

Bu çalışmada, salnamelerin yayınlamaya başlandığı 1286/1869 ile 1323/1905 arasında geçen 36 yıllık süre içerisinde, Diyarbakır şehir yerleşmesi içinde bulunan gayrimüslimlerin sosyo-ekonomik, kültürel, demografik yapıları ile kamu bürokrasisinde yer alışları hakkında genel bir görüntü ortaya konulacaktır. Bu salnamelerde, Osmanlı idari yapılanmasında etkili olan merkezden yönetim yapısıyla, yerinden yönetim anlayışı ile oluşturulan belediye örgütlenmesi ve sandıklar gibi birimlerde gayrimüslimlerin yer alış durumları da incelenecektir.

Aslında Diyarbakır, tipik bir Osmanlı şehri olmakla beraber, sahip olduğu coğrafyadan kaynaklanan birtakım farklı özellikler de taşımaktadır. Tarihsel gelişim sürecinde, stratejik önemini her zaman korumuştur. Bizans-İran, Bizans-Selçuklu, Osmanlı-İran, Rus-Osmanlı ve günümüze kadar ulaşan jeostratejik konumundan dolayı her zaman hesaba katılmıştır. Üstün savunma özelliklerine sahip olan 5 km. uzunluğundaki surları, nehir taşımacılığındaki hâkimiyeti, ticaret yolları üzerinde bulunuşu, Diyarbakır’a, hem avantaj hem de dezavantaj sağlamıştır. Birçok kültürel mirasa sahip olması, dinler ve dillerin çeşitliliği, eğitim, kültür ve ekonomik anlamda cazibe merkezi olma özelliğini her zaman muhafaza etmiştir.

Salnamelerde verilen bilgilerin çeşitliliğinin yanı sıra, bu bilgilerin sağlıklı olmayışı da bir o kadar ilgi çekicidir. 1870 yılına ait, nüfus sayımlarına ilişkin verilen bilgilerde, Diyarbakır merkez Sur içi’ndeki toplam nüfus 21.272’dir. Bu nüfusun, 11.4587’i gayrimüslim, 9.814’ü Müslüman’dır. 1882’de, merkez nüfus 12.051 olarak verilirken, bunun 6.793’ü gayrimüslim, 5.258’i Müslüman’dır. 1903 tarihi itibariyle son nüfus bilgileri ise şöyledir: Vilayete bağlı tüm yerleşmelerdeki (Elazığ, Malatya, Siirt, Mardin ve Diyarbakır) toplam nüfus, 480.737’dir. Bunun, 95.209’u gayrimüslim iken, 375.528’i Müslüman’dır. Bu çelişkili durum, rakamlarda birtakım oynamaları akla getirmekte ve aynı zamanda, gayrimüslim nüfus yoğunluğunun kırsal kesimde yok denecek kadar az olduğu gerçeğine de işaret etmektedir.

Gayrimüslimlere ilişkin olarak verilen bilgilerde, merkezlerdeki nüfuslarıyla orantılı olarak, tüm toplumsal örgütlenmelerde yer aldıkları görülür. Tek istisna, askeri örgütlenmelerde yer alamayışlarıdır. Bu durum, Osmanlı’nın kuruluş yapısından öte, İslam devlet geleneğin bir uygulamasıdır. Ancak, Diyarbakır’a özgü olan bir uygulama, belediye örgütlenmesinde %50 temsil oranının getirilmiş olmasıdır. Şehir, adeta iki belediye başkanı tarafından idare edilmiştir. 1300/1882 tarihli salnamede, Reis-i Evvel (birinci Başkan) Abdulfettah Efendi, Reis-i Sani (ikinci başkan) Osib Efendi’nin adları geçmektedir. Her başkanın 7 adet alt kademe azaları (üye) bulunmaktadır. Bu durum, 1301-1302 yıllarında da devam eder. Müslüman olan başkanın azalarından 5’i Müslüman, ikisi gayrimüslim iken, gayrimüslim başkanın azalarından 5’i gayrimüslim, ikisi Müslüman’dır. Buna göre, temsili demokrasi ve büyük şehir anlayışında bir uygulamanın varolduğu söylenebilir.

Osmanlı döneminde merkezi yönetimin bir uzantısı olan valilik makamı ile, yerel yönetimin bir ifadesi olan Meclis-i İdare-i Vilayet, şehirdeki en üst ve en yetkili makamları ifade etmektedir. 1286 tarihinden başlamak üzere, en son yayınlanan 1323 yılına ait salnamede, Meclis-i İdare-i Vilayet kademesinde gayrimüslimlerin de yer aldıkları görülmektedir. Örneğin; Bedon Efendi, Toma Efendi. Miriumera Bedon Efendi, 4. dereceden Mecidi Nişanı’na sahiptir. Rum Metropoliti Ayakofos Efendi, 3. dereceden Mecidi Nişanı’na sahip iken, Piskopos Tomas Efendi, 4. derecede Mecidi Nişanı’na sahiptir. 1301 tarihli salnamede, bu makamlarda Keşiş Mihail Efendi ile Minasyan Ohannes Efendi, Kazazyan Osib Efendi bulunurken, 1316 tarihinde, Erkan-ı Vilayet vali muavini Vagleri Efendi’dir. Yine, 1318 tarihinde, Meclis-i İdare-i Vilayet biriminde 6 gayrimüslimin adı geçmektedir.

Yargı alanında da gayrimüslimlerin etkin görevlerde bulunduğunu görmek mümkündür. Tanzimat ile ikiye ayrılan mahkemelerden, Şeriyye Mahkemeleri’nde gayrimüslimler yer almazken, Nizamiye Mahkemeleri’nde özellikle; istinaf hukuk, istinaf ceza, bidayet hukuk ve ticaret mahkemelerinde neredeyse gayrimüslimler eşit oranlarda yer almışlardır. 1301 tarihinde Diyarbakır’da bulunan avukatlardan biri Müslüman iken, 4’ü gayrimüslimdir. 1308’de Diyarbakır’da bulunan avukatların dördü de gayrimüslimdir. Bunlar; Bogos Efendi, İrmoş Efendi, Aynokyan Efendi, Dabağyan Natık Efendilerdir. Ticaret Mahkemesi’nin reisi Müslüman iken, daimi azalardan biri gayrimüslimdir.

Şehirdeki sağlık alanında, tek söz sahibi gayrimüslimlerdir. 1286/1869-1321/1903 tarihleri arasında yayınlanan salnamelerde, eczacı ve doktorların tümü gayrimüslimdir. Dahası, 1302/1894 tarihli salnamede, “Diyarbekir’de icra-yı sanat eden diplomalı etıbba” başlığı altında verilen bilgilerde, 4 doktor ve 4 eczacının da gayrimüslim olduğu kayıtlıdır. Bunların, şehirde mevcut askeri garnizonlardaki sağlık kadrolarında da görev aldıkları görülür. 1292/1875 tarihli salnamede;

“Birinci alay birinci tabur; Eczacı Panayot Efendi

Birinci alay üçüncü tabur; Sertabip Rozen Tavani Efendi, Eczacı Pavlovi Efendi

Dördüncü alay birinci tabur; Eczacı Arşin Efendi, Tabip Cankonato Efendi” şeklinde bir ifade bulunmaktadır. 1308/1890 tarihihde, Belediye Eczahanesi’nde görevli olanlar; Agop Efendi ve muavini Osib Efendi’dir. Memleket tabipleri; Bedros, Kirkor, Türbanciyan Mığırdiç Efendilerdir. Diyarbakır Gureba Hastanesi (ki bu salnamelerde adı geçen tek sağlık kuruluşudur) Reis-i İdare Azası olan Ohannes Efendi, 4. derecede Osmani ve 3. derecede Mecidi Nişanları’na da sahiptir.

Kamusal alan ile hizmet alanlarında oldukça geniş yelpazede yer alma şansını elde eden gayrimüslim Osmanlı vatandaşlarından, Ermeni asıllıların, daha çok mali sorumluluk gerektiren görevleri tercih ettikleri dikkat çekmektedir. Osmanlı’nın, “millet-i sadıka” tanımlamasına uygun düşen, “sandık eminliği” görevlerinin değişmez sahipleri Ermeniler olmuştur. Diyarbakır’da sandık eminliği görevini yapanlar arasında; Arakil Efendi, Anastos Efendi, Ohannes Efendi, Agop Efendi, Luviç Efendilerin adı geçerken, 1291/1874 tarihli salnamede, Diyarbakır, Elazığ, Malatya, Siirt, Mardin ve bağlı kazalarında görevli olan 23 sandık emininin 13’ü gayrimüslimdir. Bununla birlikte, askeri garnizonlarda doktor ve eczacıların dışında, tahsildar görev tanımlaması ile gayrimüslimlere rastlamak mümkündür. 1317/1899 yılı tahsildarları; Süvari Tahsildarı Agop Efendi, Merkez Piyade Tahsildarı Avadis Efendi, Merkez Piyade Tahsildarı Todor Efendi’dir.

Bu dönemde; ticaret hayatının, mal ve hizmet üretiminin tüm iş kollarında belirleyici olan gayrimüslimler, bu alanda oluşturulan tüm örgütlenmelerde ağırlıklı yerlerini almışlardır. Tüm reji (tekel) daireleri, ticaret odaları, nafia (bayındırlık) işleri, ziraat odaları gibi kamusal hizmet veren örgütlenmelerde, gayrimüslimler ağırlıklı olarak yer almışlardır. 1302/1884 tarihli salnamede, Nafıa Dairesi’nde görevli olan 8 çalışanın 6’sı, Ticaret Odası’nda görevli 10 çalışanın 6’sı, Ziraat Odası’nda görevli 8 çalışanın 5’i, Reji İdaresi’nde görevli bulunan 10 çalışanın 8’i gayrimüslimdir. 1301/1883 tarihinde, Nafıa Dairesi’nde görevli olan bir Müslüman’a karşılık, Mösyö Sister, Galayar Efendi, Karabet Efendi, Kömürciyan Efendiler yer alır. Nafia Komisyonu’nda; Lelebiyan İrmoş Efendi, Hekimyan Bogos Efendi yer alır. Mekteb-i Rüştiye’nin tamiratına başlandığı 1300/1882 tarihinde oluşturulan komisyonda; Bogos Efendi, İkob Efendi, Karabet Efendi ve Tomas Efendiler görevlidirler. 1321/1903 yılında, Diyarbakır’da bulunan Ziraat Bankası’nın Şube-i İdare Meclisi’nde, Dikaryan Haçador Efendi yer alır.

Şehrin eğitim ve öğretim ihtiyaçlarının planlandığı, yapılandırıldığı Meclis-i Maarif Komisyonları’nda da gayrimüslimler görev almışlardır;

1290/1873 yılı: Meclis-i Maarif Muhakkiki (müfettiş); Bedoli Tomas Efendi ve Mığırdiç Efendi

1312/1894 yılı: Meclis-i Maarif; Kazazyan Hanna Efendi, Rahip Stepan Efendi

1323/1905 yılı: Hamidiye Sanat Mektebi; Agop Efendi

1312/1894 ile 1316/1898 tarihli salnamelerde, “vilayetimiz ahalisinden olan ashab-ı meratib” listesinde birçok gayrimüslime rastlamak mümkündür. Bunlar; Levis Sabuncu Efendi, Oseb Efendi, Minasyan Ohannes Efendi, Kazazyan Ohannes Efendi, Agop Kırbacıyan Efendi, Taşçıyan Tomas Efendi, Hanna Efendi, Filip Efendi, Dikranyan Moşeh Efendi, Cenazyan Matos Efendi, Naum Sabancı Efendi… rütbe ve nişanlarıyla lisedeki yerlerini almışlardır.

Yerel güvenlik teşkilatının henüz yapılandırıldığı Tanzimat sonrasında, polis taburlarında gayrimüslimlere de yer verilmiştir. 1308/1890 tarihinde, polis taburunda Kırikor Efendi adında iki ayrı polis görevlisi yer alırken, 1317/1899 tarihli salnamede bu kategoride görevli 9 memurun ikisi gayrimüslimdir. Bunlar; Hanna Efendi ve Mığırdiç Efendi’dir. 1301 tarihinde, mevcut bulunan Polis Meclisi’nde Mülazım-ı Sani derecesinde Ohannes Efendi görev almıştır. 1302’de polis taburunun 1. bölüğünde 1 Müslüman ve 2 gayrimüslim görevlidir. Hapishane Müdüriyeti’nde 1. sınıfta 2 gayrimüslim, 2 Müslüman, 2. sınıfta ise sadece gayrimüslimler yer almıştır.

Kısacası ele aldığımız bu zaman dilimlerindeki toplumsal fotoğrafta, tüm renkler kendilerini ifade edebilmişlerdir. Resmi organizasyonların sahip olduğu bu çeşitlilik, Anadolu’nun geleneksel hoşgörüsünün bir ifadesidir. Bürokratik yapılanmadaki bu çeşitlilik, toplumsal yaşamda daha çok anlam kazanmaktaydı. Cami-Kilise-Sinagog, Türkçe-Arapça-Ermenice-Kürtçe-Süryanice-Keldanice-Rumca renklerine sahip iletişim araçları, şehir yaşamının ayrılmaz parçaları olmuşlardır. Geçmişten dayanak noktalarına sahip olduğumuz hoşgörüye dayalı toplumsal yaşam uygulamalarını, günümüzde ithal etme durumunda bırakılmamızı nasıl açıklayabiliriz?