NUSAYBİNLİ MOR AFREM

Dünya malına tamah etme ama bilime tamah et.

Çünkü mal belaları çoğaltır, ilim ise rahat ve nimet.

Hikmet en faziletli silah, ilim ise maldan daha hayırlıdır.

Hikmetli konuşan genç, güçlü bir kraldan daha hayırlıdır.

Ey genç ilme sarıl dosdoğru ol.

Bu âlemde mutlu olacaksın gelecekte de.

Bin yılların şahitliğini yapan maddi kültür kalıntılarının yanı sıra, sayısız denebilecek birçok inanç sistemini bağrında taşımış, insanlık medeniyetinin ana merkezi olan Mezopotamya, günümüzde de birçok gelenek ve kültürün harmanlanıp birlikte, yan yana üstelik ayakta kalabilme yeteneği ile ortak kültürel değerler meydana getirmiştir.

Birçok ortak karakteristik özelliklere sahip olan, tarihsel süreçte yok olan, zaman zaman yeni yorumlamalar ile varlığını sürdürmeye çalışan inanç sistemlerini temsil eden şahsiyetler, özelde bölge coğrafyasında, genelde ise taşıyıcısı oldukları misyonları ile uzak diyarlarda halkların yaşam rotasına yön vermiş, duygu ve düşüncelere renk katmış çabalar sergilemişlerdir. Bu şahsiyetlerin varlık nedenleri arasında önemli bir yere sahip olan anayurtları, onların yetişmesi ve mevcut potansiyellerinin açığa çıkarılmasında önemli bir role sahiptir.

İran ve Roma Devletlerinin sınır noktaları olmakla beraber kültür ve inançların da en yakın temas bölgesi denecek bir coğrafik kuruluş mekânına sahip olan Nusaybin şehri, tarihte üstlendiği ve üzerinde sahne alınan roller gereği “Ümmül-ulum (ilimler anası) ve Medinetül-maarif (Bilgi şehri) unvanlarına layık görülmüştür. Böylesine kültürel birikime sahip olan Nusaybin şehri dördüncü yüzyılın başlarına tekabül eden tarihlerde, künyesi belirtilirken doğduğu şehrin adıyla birlikte anılan, Süryanilerin büyük şairi Mor Afrem’e anavatan olmuştur. Tüm Doğu Hıristiyan kiliseleri tarafından saygıyla anılan, Batı kiliselerince doğu adına tanınan ender simalardan birisidir.

YAŞAM ÖYKÜSÜ

Doğum tarihi konusunda kesin olmayan ve tartışılmaya açık bilgiler mevcuttur. Birbirine yakın olan bu bilgilerde en erken tarihlendirmeyi yapanların temel endişesi, Mor Afrem’in İznik Konsülü’ne katılanlar arasında gösterme çabalarından kaynaklanmaktadır. Konsülün düzenlendiği tarih olan M.S.325 yılı ile ilişkilendirilmeye çalışılan Mor Afrem, sahip olduğu yetenekleri ve yetkinliğine uygun bir zaman ve mekân tasavvurundan kaynaklanmaktadır. Episkoposluk düzeyinde bir toplantı olan İznik Konsiline Mor Afrem’in hocası Mor Yakup katılmıştır.

Nusaybin’de doğmuş, bu şehirde eğitim görmüş, öğrencisi olduğu eğitim kurumunun yöneticiliğine kadar yükselmiş, Süryani dilinin tartışılmaz üstadı, birçok manaları birkaç sözle ifade edebilen, okuyucularını barışa, ibadette deruniliğe, tefekkürde sonsuzluğa davet eden Mor Afrem, “Süryanilerin Güneşi”, “Kutsal Ruhun Gitarı”, “Hikmetler Sahibi”, gibi çalışılarak ulaşılabilecek üstün mevkilerin tanımlamaları ile ünlenmiştir.

Afrem, anne ve babasının soylarından dolayı Süryani olup, Nusaybin doğumludur. Annesi Diyarbakır’da, babası ise Nusaybin’de doğmuştur. Bazı kaynaklarda babasının putperest bir din adamı olduğu ve oğlunun Hıristiyanlığa meyilli olmasından dolayı, kendisine sert davrandığını, bundan dolayı da Afrem evden kaçarak, annesinin memleketi olan Diyarbakır’a gelerek Meryem Ana Kilisesi’nde vaftiz olduğu belirtilmekte ise de bu doğru değildir. Kendisi “Ben gerçeğe ulaşan yolda doğdum, gerçi çocukluğumda bu lütfün büyüklüğünü anlayamamıştım. Annemle babam beni küçük yaşlarımda iken, İsa’nın niteliği konusunda bilgilendirmişlerdi. Onlar inançlarını yargıcın önünde korkmadan açıklamışlardır. Evet ben, inancını korkusuzca açıklayanların soyundan geliyorum. Ben de o şehitlerin sülalesindenim; bunu gizlememe hiçbir sebep yoktur. Ecdadım garipleri konukluyorlardı, dedelerim bu dünyada çiftçilikle uğraşıyorlardı.

Dini ve edebi olarak güzel bir şekilde büyüdü. Erken yaşlarında dünya nimetlerini terk edip Mor Yakup’a intisap ederek ruhi temizlik ve kutsallığı, ahlaki enginliği ve dini bilgileri ondan öğrendi. Gençlik döneminde, Nusaybin’in üç ünlü piskoposunun; Abrohom, Babu ve Valagaş’ın ve özellikle de Yakup’un etkisi altında kalmıştır. Anne ve babasının putperestlerce şehit edilmesinden sonra M. S. 303’te Nusaybin ile Sincar Dağı arasındaki Baarbeye denilen yere sığınmış ve buranın episkopsunun himayesine girip burada Zebur ve diğer kutsal kitapları okuyarak kendini geliştirmiştir. Pers saldırıları sığındığı yere varınca, annesinin memleketi olan Diyarbakır’a gelir. Burada yaklaşık olarak bir yıl kalır

Gençliğinde kendisini oruç tutmaya ve tapınmaya adamıştır. Nusaybin’deki Hıristiyan Akademisine hiç aksatmadan devam etmiştir. Merhametli oluşu ve inceleme tutkusu, piskopos Yakup’un dikkatini çekmiştir.

Nusaybin de bulunduğu yıllarda, şehir üç kez Perslilerce kuşatılır ancak ele geçirilemez. Pers kralı Şapur kenti ele geçirmeyi başaramadıysa da birkaç yıl sonra İmparator Julien’in bozguna uğratılması sonucunda Pers kralı Şapur’ la Bizans İmparatoru Jovien arasında varılan anlaşma sonucunda Nusaybin şehri Şapura teslim edilir. Kentin Hıristiyan halkının büyük bir çoğunluğu göç ederek şehri terk eder. Kentlilerle birlikte göç eden Afrem önce Diyarbakır’a gelerek şehrin Batı cephesine yerleşen mülteciler arasında bulunur, daha sonra da Urfa’ya geçer. Yaşamının son on yılını Urfa’da geçirir.

Afrem’in yaşamının son yıllarında, Urfa kentinde meydana gelen kıtlık felaketi, inziva yaşamını sürdürdüğü hücresinden çıkmasına neden olurken, servetlerinden fakirleri yararlandırmadıklarından dolayı da zenginleri kınar. Yaptığı çalışmalar sonucunda, zenginlerden topladığı yardımlarla binlerce aç ve sefil durumdaki insanlara yiyecek ve ilaç bulur. Devlet binalarının tümünü hastane olarak kullanama açılmasını sağlar.

Vasiyetinde kendisini gösterişsiz toprağa verilmesini, aziz kalıntısı diye kendisine ait hiçbir şeyin saklanmamasını ve pelerinsiz olarak, sadece gömleği ve kapüşonuyla gömülmesini ister. Mezarına arkadaşlarının getirmek istedikleri armağanlara gelince bunlara bir değer biçilmesini ve bedellerinin para olarak yoksullara ve hastalara ya da kiliseye verilmesini ister. Gömüleceği yer konusunda “Mezarlıkta beni, kalbi kırık olanların bulunduğu yere yatırınız ki, İsa geldiğinde beni kucaklayabilsin ve onların ortasında kaldırabilsin.” Vasiyetinde bulunur.

373 yılının Haziran ayında öldüğü tahmin edilir. Mezarı Urfa şehrinin batı kapısında Kontrion denilen Burcu’n yanındaki bir mezara konulur. Daha sonra bu mezarın üzerine Deyrülsufli adı ile anılan bir kilise inşa edilir. Süryani Ortodoks Kilisesi kendisini azizleri anma programında yıllık kilise takvimine dahil etmiştir. Her yıl düzenlenen anma törenlerinde olduğu gibi kilise takviminde 28 Şubat’ta adına anma törenleri düzenlenir.

Yaşamının bazı olayları tam olarak bilinmemektedir. Yaşam öyküsü kendisinin ölümünden sonra yazılmıştır. Sultanhisarlı Grigor ile Palladius bu yaşam öyküsünü görmüş ve yazarı belli olmayan bir metnin iki elyazması bulunduğunu belirtmektedir. Bunlardan bir tanesi eksik olarak yani bazı bölümleriyle Josef Simon Assemani (1687-1768) tarafından, daha eksiksiz olanı da Stefanus Evadius Assemani (1710-1782) tarafından yayınlanmıştır.

Nusaybin Ve Urfa Akademisi

325 yılında toplanan İznik Konsülü’nden sonra imparatorluğun çeşitli bölgelerinde monofizit inanç esaslarını temel alan eğitim kurumları açılmaya başlar. Dördüncü yüzyılın ilk çeyreğinde Nusaybin’de Süryaniler tarafından ilk Hıristiyan Okulu açılır. Bu okulun başkanlığını Mor Yakup yapmıştır. Nusaybin Piskoposu olarak açtığı bu okulda, devlet dini haline gelen Hıristiyanlığın monofizit inanç ilkeleri doğrultusunda eğitim vermenin yanı sıra, Yunan felsefesine ait eserlerin okutulduğu ve mantık ilminin de okutulan dersler arasında yer aldığı belirtilir.

Bu akademinin açılmasından önce, Mor Yakup’a intisap eden Afrem, hocası tarafından burada öğretim elemanı olarak görevlendirilir. Hocası Mor Yakup’tan Süryani edebiyatı ve kutsal kitabın anlaşılmasına dair dersler alır. Mor Yakup’un açmış olduğu bu akademide 25 yıl aralıksız dersler verir. Mor Yakup’un 338 de ölümünden sonra, akademiyi yönetme görevini üstlenir. Bu tarihten 363 yılına kadar dersler verir ve bununla birlikte çok değerli eserler meydana getirir. Nusaybin akademisinden sonra, Urfa’ya geçerek, burada da meşhur Urfa Akademisini kurar. Yaklaşık 10 yıl boyunca başarıyla öğrettiği ve olgunlaştırdığı birçok öğrenci yetiştirir. Bir tanrıbilimci olması yanında aynı zamanda bir bilim adamıydı Başkalarının, hatta düşmanlarının bilgisine çok değer vermekteydi.

Şöhreti eğitim ve öğretime dayanarak yayılmış birisi değildir, aksine insanlardan ve akademiden uzak dağ ve mağaralarda inzivaya çekilmiş biri olarak tasavvur edilmesidir. Afrem 363 yılında Urfa’ya yerleştikten sonra, monastik yaşam anlayışına uygun olarak kentten uzak yerlerde yaşamayı tercih etmiştir. Zamanını oruç ve namazlarla geçirmekte olan Asona adlı rahiple arkadaşlık yapar. Bu rahipten dersler almaya başlar. Urfa’daki sapkın heretikler (diofizitçiler) Afrem için kaygı verici düzeye ulaşmıştı. Özellikle Bardaysancı öğretiler, Keldani kökenli felsefe anlayışı ile yarı Yahudi-Hıristiyan anlayışına dayanan yorumlar ile Batı (diofizitçi) kiliseleriyle birleşmeye yönelik çabalar içerisinde bulunmaktaydılar. Bardaysan’ın öğretileri halkı önemli ölçüde etkilemiş durumdaydı. Düşüncelerini şiir biçiminde ifade etmiş olan diofitçiler Arius’un düşüncelerine önemli oranda taraftar kazandırmışlardı.

Afrem, bunların etkilerini kırmayı kendine ödev edinir. Hasımlarının öğretilerini çürütmeye çalışırken ve kişiliklerine saldırırken onların ilahilerindeki tarzı kullanıyordu. Özellikle kilise ayinleri sırasında bakire okuyucular tarafından oluşturulan koroları bizzat kendisi eğitip, bu yolla halkı monofizit inanç yoluna davet etmeye çalışmıştır. Monofizit inanca sahip kilise ayın uygulamalarında bayan okuyucuların kullanılmasının başlatıcısı kendisidir.

Yaşam Felsefesi

Mor Afrem aşırı bir çilecidir, dünyanın iflah olmaz biçimde baştan çıktığına inanır. Puta tapanların dinini ve felsefesini ise insanların ruhlarını mahvetmeye yönelik şeytan tuzakları olduğunu ifade ederken, Hıristiyanlığın mutlak saflığı ve tartışılmaz üstünlüğü konusunda taviz vermez duruşu ile katı bir Ortodoks inanç sahipliğini ortaya koyar.

Yaratılışta ana madde probleminde dört temel öğeyi öne sürer. Hava, su, ateş ve koyu karanlık. Söz’le ve Kutsal Ruh’la yaratıcı Tanrı, dünyayı bu dört öğeden oluşturduğunu kabul eder. Dünyada kötülüğün ortaya çıkışının nedeni, dünyanın birleşimine katılan koyu karanlık öğesidir. İnsanın cüz’i iradesini kötülüğe yönlendiren eğilimi aslında kendi yaratılışının bir parçası olan karanlık öğesinden kaynaklandığı görüşüne sahiptir.

Afrem, döneminin ve ülkesinin en büyük Ortodoks (monofizit) inanç savunucusuydu. Markion’un, Valentin’in, Bardaysan’ın, Ariyus’un ve Apollinayre’nin sapkın düşüncelerine karşı, kalemiyle şiddetli bir savaşa girmiştir. Düşmanlarını kendi düşünce ve eylemleriyle çelişir duruma düşürerek bozguna uğratma yöntemini sıklıkla kullanmıştır. Döneminde inanılan kadercilik türü, en güçlü düşmanını Afrem de buldu. İnsanın cüz’i iradeye sahip olduğunu kararlılıkla savunur. Bu kararlılık genel olarak tüm Süryani ilahiyat öğretilerinin ortak özelliğidir. Helen tanrıbilimi, Süryanice konuşan Hıristiyanlar arasında en büyük hayranı, en ateşli savunucusu olmuştur. Helen tanrı bilimi açısından o, bütün zamanların en büyük Süryani Ortodoks üstadıdır. Bundan dolayı ona “Süryani Afrem” unvanı verildi. Bu ifade, Batı da tanınan Süryani din adamlarının en büyüğü anlamına gelir.

Üçleme (teslis) konusunda İznik Konsili’nin kararlarını tümüyle benimsemiştir. Onun yazıları, bu kararların Süryani dilini kullanan kiliselerde yayılmasını sağlayan başlıca araç olmuştur. Bir tanrıda üç kişiliğin birlikte varoluşunu sadece onaylamakla yetinmekte ve üçleme konusunda bir çözüm önermemektedir.

Kendisi sözcüğün dar anlamıyla bir tanrıbilimci değildir. Hıristiyanlık öğretisinin temel ilkelerine orijinal açıklamalar getirmeyi denemiştir. Tanrıbilimine yeni bir katkı sağlamamış ya da önemli bir şey katmamıştır. Döneminde Helen tanrıbilimcilerinin ulaştığı sonuçları tartışmaksızın ve neredeyse yorumlamamak üzere kabul etmekle yetinmiştir.

İmparator Julianus döneminde (361-363) Monastik hareket, Asketler ve dindar Monastik topluluk ve tarikatlar biçiminin de Tur Abdin bölgesin de yoğunlaşmıştır. Süryani Asketizmi doğal büyümesini tamamladıktan sonra, gezgin Asketler (Süryanice aksnaye) yoluyla Mezopotamya’ya geçmiştir. Mor Afrem, Süryani Asketik hareketini çok etkilemiştir. Süryani Monastik hareketi içinde bakirliği ve ruhsal arınmışlığı öne çıkaran eğilim Kenobitizm, Afrem zamanında biçimlenmeye başlamıştır.

Dil Ve Edebi Kişiliği

Tartışmasız iyi bir dil ustasıdır. Süryani şairleri arasında, birçok manaları az bir sözle ifade edebilenlerin en başarılısıdır. Anlaşılır dile sahiptir. İfadedeki derinliğine kimse ulaşamamıştır. Konularını seçerken çok dikkatli davranırdı. Şiir ve kaside tarzını geliştirmiştir. Kasidelerinin güzelliği konumunu daha da arttırmıştır.

4.yüzyıla kadar olan dönem Süryani edebiyatının altın çağı olarak tanımlanır. Bu dönemin en verimli ve en yaratıcı dinsel şairleri arasında ilk sırayı alan Mor Afrem, tüm zamanların en çok bilinen dinsel şairidir. Afrem’e ait edebi eserler 10.Yüzyılda Nusaybinli bir başrahip tarafından Mısır da bir Süryani manastırında bulunmuş, ancak şiirleri 18.Yüzyıla kadar kopyalanmamış ve fazlaca bilinememiştir.

Bir yazar olarak olağanüstü üretkenliğe sahiptir. Bir çok manzum vaaz ve ilahi, Kitab-ı Mukaddes tefsiri, açıklayıcı dini konuşmalar ve polemik eserler kaleme almıştır. Bunlar çok kısa bir sürede Yunanca, Ermenice, Kıptice, Habeşçe, ve Latinceye çevrilmişlerdir. Etkisi, sadece Mezopotamya’da değil, tüm Hıristiyanlık dünyasında kendisini hissettirmiştir. Yaşadığı dönemde ve daha sonraları da kendisini “Süryanilerin Peygamberi”, “Ruhul Kudusün Arpı”, “Kilisenin Direği”, şeklinde atıflarla nitelendirilen methiyeler yazılmıştır. Yapıtlarının büyük bir kısmı günümüze kadar gelmiş olup Latin harfleriyle altı büyük cilt halinde basılmıştır.

Süryani edebiyatında bir ekolü temsil eden Mor Afrem’in kullandığı hece ölçüsü yedi heceli olup, giriş ve sonuç dizelerinin hepsi yedi hece ölçüsünde oluşturulmuştur. Dizeler,3+4 tarzında duraklı hale getirilerek yazılmış, ilahilerinin bazıları akrostiştir.

Mor Afrem Süryani şiirini geliştirip, kendi tarzı yüzyıllar boyunca varlığını sürdürmüş, ilahi ve söyleşileri Süryani ayinlerinin düzenlenmesinde etkili olmuştur Memra(mimro) ve Madrasa(mardaşo) adı verilen iki tarzda yazılmış şiirleri vardır. Memra: konuşma tarzında olan şiir, Madrasa ise ezgisel çizgisi daha belirgin ve koro tarafından okunan bir tarzdır. Şiirleri mekânsal icra edilen tüm dua ve ilahi okumalarında sıkça kullanılır. Kendisine ait 3 milyona yakın şiir cümlesi olduğu belirtilir. Ayrıca “Sugitho” türünü Hıristiyan edebiyatına kazandıran, düzenleyen ve kullanıma sunan ilk Süryani şairidir. Sugitho’nun belli bir kalıbı vardır. Her sugitho iki, üç yada daha fazla kişi arasında söz düellosu şeklinde icra edilen bir yazım türüdür.

Süryanilerin halk dili olarak ya da dinsel tören dili olarak kullanıldığı her yerde, yani Akademilerden Dicle’ye, buradan Hindistan’a kadar Nasturiler, Yakubiler, Maruniler ve inançlarında farklılıklara sahip tüm Süryani Hıristiyan topluluklarda Mor Afrem’in ilahileri okunur.

ESERLERİ

Eserlerinin en büyük özelliği uzun oluşlarıdır. Hayranlık verici çalışkanlığına ve kaleminin çok üretken olduğuna bizi inandıracak kadar yazısı günümüze kadar ulaşmıştır. Aslında Süryani anlayışı, düşünceleri genişletmeye ve yinelemelerle uzatmalara çok yatkındır. Diğer Süryani yazarlarda; Antaklalı İshak, Narsai, Suruçlu Mor Yakup ve Filiksinos vd. bu özellik farklı derecelerde görmek mümkündür. Son derece hareketli hayal gücü, onun üslubunun en büyük özelliğidir. O, bir tarifi en küçük ayrıntılarına dek yaptıktan sonra diğerine geçerek uzun uzun anlatımlarda bulunur.

Yazıları üç sınıfta toplanabilir. Yorumlar, Söyleşiler ve İlahiler. Yorumları, olasılıkla ilahe ve söyleşilerinin çoğunun yazılışından sonra kaleme alınmıştır. Çünkü, yorumlarında sık sık söyleşi ve ilahilerinden söz eder. Yorumlarının tümü Urfa’daki yıllarında (363-373) yazılmıştır. Yorumları, Eski Ahit’in dinsel kurallar bölümünün tümünü kucaklar genişliktedir. Yaratılış ile ilgili yorumu ve göç ile ilgili yorumunun çok büyük bir kısmı günümüze özgün biçimleriyle gelebilmiştir. Mezmurlar için de yorumlar yazdığı söylenir. En değerli yapıtlarından birisi, İnciller için Tityanus’un Diyatesron’un dan yararlanarak yaptığı yorumdur.

Yazılarındaki birçok pasaj, Kutsal Kitabın nasıl okunması gerektiği konusunda yol göstermektedir. Bir taraftan kutsal kitapların gizli gücünün dibe ulaşılamayan bir derinliğe sahip olduklarını açıklarken, diğer yandan Hıristiyan kişinin Kutsal Kitap’ın ruhsal anlamını ve gizli derinliklerine ulaşma çabası için de iman gözüyle okuması gerektiğini ifade eder. Kutsal Kitabın literal (harfiyen) şekilde okunmasının kesinlikle yanlış olduğunu ve bu tür yaklaşımların yanlış anlaşılmalara neden olabileceğini ifade eder. Kutsal Kitapla ilgili yaptığı tefsir çalışmalarının çoğunu düzyazı yerine şiir türünde yapmıştır.

1-En erken dönemlerine ait “Carmina Nısibena” eserinde, 350 yılında Nusabin’in Perslere karşı yaptığı savunmayı anlatır.

2-“Cennet Hakkında ve Sapkınlıklara Karşı” adlı ilahileri

3-Diatessaron(4 incil harmonisi)ile yaptığı tefsir çalışması.

4-Resullerin İşleri ile Pavlus’un Mektupları’nı konu alan tefsir çalışması

5-Eski Ahit’in Tekvin ve Çıkış bölümleriyle ilgili tefsiri

Kendisine atfedilen öyküsel şiirler.

-Hz.İbrahim ve Sara Mısır’da

-Hz.İbrahim, Sara veİshak

-Yusuf ve Kardeşleri

-İlya Peygamber ve Sarefatlı Dul Kadın

-Meryem ve Yusuf

-İsa’nın Ayaklarına Yağ Süren Günahkar Kadın

-Vaftiz Bayramı ile ilgili madraso

Şiir konularından bazıları;

Ruhbanlık, Nimetlere Şükür, Peygamberlik, Cenaze duası, Yağmur duası, Meryemin Bakireliği, Rabbin Doğuşu, Diriliş ve Elçilerin Dine Daveti, Aziz ve Azizeler…

Abul Faraç ve Mor İshak, Afrem’ ait 214 tane kaside türünde dini içerikli çalışmasının bulunduğunu belirtir. Bu kasidelerinin konularına göre kilise takvimine göre okunuş sıralaması mevcuttur. Şöyle ki; 1 tanesi Fısıh Bayramı’ndan önceki Pazar günü, 15 tanesi Kıyam Bayramı’nda, 5 tanesi Rabbin acılarında, 2 tanesi kıyamın birinci gününde, 3 tanesi mezmurların okunuşu sırasında, 20 tanesi şehitlerin anılmasında…

Mor Afrem’in şiirlerinden bir örnekte Nusaybin şehrini anlatışı,

NİSİBİS

Uçup çıktılar yavrularım, civcivler gibi ya Rab.

Kartal kovaladığı için, sığınıkta gizleniyorlar.

Barışın onları geri getirsin.

Bağcılarımı dinlemeye can atıyor kulaklarım,

Ezgileri susturulduğundan, senin kurtuluşunun haberi,

Müjdelerle gürlesin,

Burçlarımın üstünde duydum dehşet sesini.

Bağırarak imdadıma koşanlar suluyor surlarımı.

Yatıştır onu barışının müjdesiyle.

Çalışanlarımın feryadı, surumun dışında.

Sakinlerimin gümbürtüsü, surumun içinde güvenliği sağlasın.

Öyle ki, içerde ve dışarıda sana şükredeyim.

O temiz mihrabının,

Ve giydiği yasın üstüne çul kuşanmış olarak duran,

Senin iffetli kahinin matemini gider ya Rab.

Kurtuluşunu itiraf etsin kilise ve şemmasları,

Şehir ve sakinleri.

Ezgilerinin mükafatı ise,

Barışın müjdesi olsun ya Rab.

Bilginlerin en büyük bilgisi şudur ki, onlar bir şeyi bilmediklerinde, onu bilmediklerini itiraf ederler. Çünkü bir insan bir şey hakkında onu bildiğini ve başka bir şey hakkında onu bilmediğini itiraf ettiğinde, her iki durumda da hakikati ifade etmiştir ve her iki durumda da yalan söylemediği için hakiki zafer kazanmıştır.