Süryaniler...

Elbette Güneydoğulu Süryaniler. Bir de üstüne üstlük Kadim şehir Diyarbekirli Süryaniler. Kadim şehirli olmakla, kadim halk olmak tesadüfî mi? Elbette ki hayır...

Yaşım kırkı geçti, elliye merhaba demeye hazırlanıyorum. Geriye dönüp düşünürken; kendime, “Süryanileri ne zaman tanıdın?” sorusunu sorduğumda, yanıtını bulmakta zorlanıyorum.

Yazar, Süryani’yi daha lisedeyken, biraz da tesadüfen tanımış. Ama bizimki öyle değil. Benim sınıflarımda da Ermeni, Süryani arkadaşlar vardı... Ama böyle bir ayrımı duyumsayacak durumda değildik doğrusu. Bizim için hepsi Hıristiyan’dı ve din derslerinde dinleri bizimkinden (Müslümanlardan) olmadıkları için sınıfı terk etmesi gerekenlerdendi. İşte bu kadar.

Belki de biz, Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı Hasırlı Mahallesinde oturduğumuzdan “öte mahalledeki” (Lalebey Mahallesi) Süryanileri fazlaca bilmiyorduk. Bir gün Gazi Caddesinde iki azametli adamı koyu renk kıyafetleriyle yan yana yürürken görmüştüm. Çocuk sorgulamacılığıyla babama sormuştum, bunca vakur yürüyenleri... Babam yanıtlamıştı; “Oğlum biri bizim büyüğümüz Müftü Halil Özaydın Efendi, diğeri de Hıristiyanların büyüğü Keşiş Aziz Efendidir.” Aziz Günel’in Süryani cemaatinin dini lideri olmasına rağmen, kentteki tüm Hıristiyanların önderi olarak öne çıktığını sonradan öğrenecektim.

İşte böyle... İtiraf edeyim ki ben de bu ayrımı geç fark edenlerdenim. “İsa’nın kuşları” epeyce önce kentin hayatından çekip gitmişlerdi de. Bizler parmakla sayılacak kadar azaldıklarında biraz da ironiyle “mahlemizdeki Süryani, mahlemizde hoş Süryani” demeye başlamıştık.

Tüm bu yaşananları tarihin yoğun tanıklığında bir akademisyen titizliğiyle, ciddi referans taramasıyla arkadaşım Mehmet Şimşek elinizde tuttuğunuz kitabıyla aktarmış. Derli toplu bir çalışma olmuş “Süryaniler ve Diyarbakır”. Tarihsel perspektiften günümüze, gündelik hayatlarından kilise ortamına, düğün ve cenazelerine varıncaya dek bir dolu merak edileni titiz bir araştırmacılıkla uzun yılların çabası sonucu kitap boyutuna ulaştırmış Mehmet kardeşim.

Önemli bir boşluğu dolduracağı ve adresine ulaşacağı düşüncesindeyim.

Kadim şehirlerin çok dinli ve çok kültürlü yapılarının yazılmamış olması o şehrin en az yarısının belleklerinden silinmiş olacağı gerçeğinden hareketle, bellek tazeleme açısından da Mehmet Şimşek’in çalışması önemli, kayda değer, dikkate değer...

ŞEYHMUS DİKEN