Edebiyat tarihçileri Süryani felsefe yazıları ile ilgili olarak, ikinci yüzyılın ortalarında yaşadığı söylenen Samsatlı Mara Bar Sarafion’la başlangıç belirtirler. Bu kişi Hıristiyan olmadığı, ama Tanrı’nın tekliğine, İsa’nın bir bilge olduğuna inandığı ifade edilmektedir. Süryanilerin felsefe ile ilgilenmelerine ilişkin genel açıklamalar, daha çok bir aktarıcılık, tercümanlık düzeyine vurgu yapmaktadır. Süryanilerin bu rolü üstlenmelerine, sahip oldukları zengin bir dil vasıtasıyla Yunan, Pers ve Arap kültürleri arasında iletişimin kurulmasındaki yetenekleri neden olmuştur.
Süryanicenin Doğu ile Batı kilise ve manastırlarında belirleyici dil durumunda olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, kültürel anlamda sınırdaş durumunda oldukları Bizans İmparatorluğu’nun resmi dili olan Yunanca ve Pers İmparatorluğu’nun dili olan Farsça, misyon görevinin yerine getirilmesindeki önemi nedeniyle kilise ve manastırlarda öğretilmiştir. Buradaki amaç, Süryani inancının her iki topluma da ulaştırılmasıdır. Mezopotamya bölgesinde yaşayan Süryaniler, adeta bir kültür köprüsü olma durumunu her zaman muhafaza etmişlerdir. Yunan Felsefesine dair eserlerin ilk defa İskenderiye’de Süryani diline çevrilmesi, daha sonra bu mirasın Müslümanlara aktarılması işinde o dönem Süryanilerinin içinde bulunduğu teolojik tartışmaların belirleyiciliği şüphe götürmez bir gerçektir.
Süryaniler, bununla birlikte İskenderiye ve Antakya’dan aldıkları Yunan kültürünü, Doğu bölgelerine yayan ve bu kültürün Urfa, Nisibin, Harran ve Cundısapur medreselerinde yayılmasını ve öğrenilmesini sağlayanlar da Süryaniler olmuştur. Hindistan, Çin ve Bizans üçgenindeki ticari ilişkilerde İranlıların aracılık etmeleri gibi Süryaniler de uzak batıda (hatta Fransa içlerine kadar) da uygarlığın taşınmasına aracılık etmişlerdir. Batıya ipek, şarap vs. satanlar da yine Süryaniler olmuştur.
İslam dininin Mekke’de doğup, Medine’ye ulaşması ve Hz. Muhammed’in önderliğinde devlet kimliğine bürünmesinden sonra İslamiyet, sınırlarını genişleterek Arap Yarımadası’nın kuzeyine doğru yayılmıştır. Bu dönemde ve özellikle Bizans Rum Ortodoks kilisesiyle ve Roma Katolik kiliselerinin yüzyıllar boyu süren akıl almaz baskı ve zulümlerine maruz kalan Süryaniler, Mezopotamya’nın kapılarını Müslümanlara açmakta tereddüt etmemişler ve Müslümanların bölgede hâkimiyet kurmalarını kolaylaştırmışlardır.