Farklılıklar hep ilgi çekicidir, ama bu farklılıkların çoğalmasına yardımcı olmayan, aksine yok etmeye, eritmeye çalışan bir yönetim söz konusuysa o yerde hep çatışma vardır. Mezopotamya ve Anadolu toprakları çok kültürlülüğün beşiği olmasına karşın, güdülen politikalar insanları çatışmacı ve mutsuz kılmıştır...
Mehmet Şimşek'in "Süryaniler ve Diyarbakır" adlı kitabını ilgiyle okudum. Daha önce Mıgırdıc Magrosyan öykülerinde Diyarbakır "sur içi" inde yaşadığı yıllarda Ermeniler, Süryaniler ve Kürtler ile iç içe yaşanan o dostluğu, içtenliği ne güzel anlatıyor öykü kitaplarında. Mehmet Şimşek'de bu çalışmasında Diyarbakır'da yaşamış Süryanilerden söz ediyor. Günümüzde Süryanilerin yoğun olarak yaşadıkları "Tur Abd n" diye anılan Mardin, Diyarbakır ve ilçelerini içine alan coğrafik alan; bu bölgede üç dil konuşulur: Kürtçe, Arapça ve Süryanice. Kentsel yerleşimlerde Türkçede yoğun bir şekilde kullanılıyor. Mardin'de ki, "Dayr-ul Zafaran" manastırını gezenler bilir, kiliseyi gezdiren çocuklar ana dilleri Süryanicenin yanı sıra Kürtçe, Türkçe ve Arapçada konuşurlar.

Kitap, Süryanilerin kısa tarihçesiyle başlayıp, gelenek, görenekleri, doğum ve vaftiz törenleri, kullanılan giysiler, adetler, kutsal günler, bayramlar, oruç ve perhiz uygulaması, Süryanilerin yaşadığı yerler, ibadet yerleri, iktisadi ve kültürel hayatta Süryaniler, özel kitaplıklar... Amidli Mar Yesua, Amidli İbrahim, Amidli Toma, Amidli Yuhonna gibi şahsiyetlerin yanı sıra Naum Faik'ten (1868-1930) de söz ediyor. Naum Faik: Süryani müziğinin kurucularından olup şair ve edebiyatçıdır. Aziz Günel (1919- 1997) ise Türkiye'de Süryaniler hakkında ilk başvurulacak "Süryaniler Tarihi" adlı kitabı yazmış. Şimşek'in bu güzel çalışmasını okuduğum sırada tanık olduğum bir olayı paylaşmak istiyorum.

Bir arkadaşımı havaalanında beklerken siyahlar giyinmiş dört kadın dikkatimi çekti. Yüzlerindeki hüzün elle tutulur gibiydi. Süryanice konuşuyorlardı ve boyunlarında haç vardı. Karşımda oturan orta yaşlı kadına "Süryanice mi konuşuyorsunuz?" dediğimde, kızı savunma halinde sert bir ses tonuyla "Evet Süryanice konuşuyoruz, ne olmuş!" dedi. Sesimin tonuna farklı bir yumuşaklık vererek, "Dilinizi Medya TV'den biliyorum." deyince, ön yargıları dağıldı ve anlatmaya başladılar: Almanya- Guterslog'da yaşayan kızı Mecide Fidan ağlayarak, "Ben ilk kez memleketim Mardin'e geliyorum. Babam (Yusuf Kalkan) kalp krizinden öldü, daha önce vasiyeti vardı, beni memleketime gömün diye. Babamı en güzel saten yorganlara sarıp, güzelce giydirdik; göğsüne de 'haç'ını yerleştirdik. Almanya'da tüm işlemleri yapıp tabutu kapattık. Türkiye'ye gelir gelmez İstanbul'da otopsi yapacağız diye saatlerce beklettiler, otopsi yaptıktan sonra özene bezene giydirdiğimiz babamın cesedini bir mumya gibi sarıp sarmaladılar ve 'haç'ı da ayak parmağına sıkıştırdılar." Derken ağlıyorlardı. Olanlar karşısında şaşkın ve bitkindiler. Ölsek de bu yapılanları unutmayacağız diyorlardı. Yas giysileri içindeki hüzünlü yüzleri geride bıraktığımda, bu çağda, bu ülkede insanca yaşamak neden hala çok zor diye yeniden yeniden düşündüm... "Tüm solan renkler birleşiniz!"

Suzan SAMANCI