TUMA BAŞARANLAR
1899 yılında Diyarbakır’da doğdu. İlk eğitimini, Süryanice olarak, papaz olan babasından aldı. Sonra, dini ağırlıklı eğitim veren Diyarbakır Meryem Ana Kilisesi medresesinde, Arapça, Osmanlıca ve Süryanice okuma yazmayı öğrendi. Rüştiyeyi (ortaokul) bitirdikten sonra, ailevi nedenlerle eğitimine çok kısa bir süre ara veren Tuma, idadi (lise) ve sultaniye’ye (yüksekokul) devam edememe sebebini kendi el yazısı ile yazdığı biyografisinde şöyle anlatır: “Devam etmek için müracaat ettim. Zamanın icabeti ile tatbik edilmek üzere, hazırlanan plan dairesinde, resmi okullara alınmamam, o tarihlerdeki hadisatın icaba tındandır”. Daha sonra Darül Muallim’de (Öğretmen Okulu) tahsil gördüğünden, hayatının birkaç safhasında, kilise medresesinde bulunan talebelere öğretmen olarak Süryanice ve dini dersler verir.
Çocukluk dönemlerinde, günlerinin çoğunu babası ile birlikte kilisede geçirdiği için ruhanilik mesleğine karşı içinde bir tutku oluşmuştu. Amcası da babası gibi papaz olan Tuma, bu iki din adamının etkisinde kalmıştı. Yıllar sonra, çocukluktan delikanlılığa geçiş dönemlerinde, gerek papazlığın uğraş ve hizmetlerinin karşılığını, gerekse o zamanın cemaat anlayışı içinde, ruhanilere karşı olması gereken saygı, sevgi gibi birtakım tavır ve davranışların kıt olarak kullanıldığını görmüş ve bu isteğinden vazgeçer.
Babası Bişar Efendi, esas mesleği olan dericilik (dabbağ) ile beraber, ek olarak yaptığı papazlık mesleğinden kazandıkları ile Tuma’dan sonra sahip olduğu üç erkek çocuğuna da istediği eğitimi verememiş, geçimini de kıt kanaat ve ancak rahip olan kardeşinin katkısı ile sürdürebilmiştir.
Okumaya, öğrenmeye karşı aşırı derecede ilgi duyan Tuma, bu yüzden kendi çağdaşları gibi bir meslek sahibi de olamadı. Örneğin; terzi, puşucu, kuyumcu vb. birkaç ticari girişimden de netice alamayınca, babasının da telkinleri ile ilk eğitimini aldığı kilisenin idari işlerini yürütme, takip etme ve kilisenin idare mekanizması içinde (mütevelli heyeti) çalışmaya başlar. Uzun yıllar, kilisenin idare heyetinin başkanlığını yapar. Bu süre içinde, kilisesine ve cemaatine karşı birçok hukuksal ve toplumsal yararlar sağlayacak hizmetler verir. Zamanla bu hizmetleri, gerek bireysel ve gerek toplumsal bir dar görüşlülükle hep göz ardı edilip başarı ve nitelikleri acımasızca törpülenen Tuma, kendini tamamen okumanın ve öğren-menin çekiciliğine kaptırır ve bu tutkusu yüzünden, daima memleketin okumuş adamları ile ilişki kurmuştur. O, artık her eline geçeni okuduğu gibi, bir “kitap toplayıcısı” haline de gelmeye başlar.
1920’de, 21 yaşında iken, anne ve babasını, o sırada bölgede yaşanan politik ve sıcak günlerde kaybeden, öksüz ve yetim olan Seydi Hanım ile evlenir. Bu evlilikten; ikisi erkek, ikisi kız, dört çocuk sahibi olur. 1923 yılında, askerlik görevini yapmak üzere Siirt’e gider. Askerlik sonrası, kendine artık bir meslek edinmişti: Arzuhalcilik ve dava takipçiliği... O günlerde edindiği daktilo makinesi, hem onun bir nevi iş tezgâhı, hem de okuduklarını yazma ve arşivleme aracı olmuştur.
Okuma ve araştırmalarını daha çok tarih, -özellikle Süryani tarihi ve Diyarbakır tarihi- konusunda geliştirdiği için, bu konularda bilgi sahibi olmak isteyen kişilere de referans olarak gösterilmeye başlanır. O tarihlerde, kendi olanakları ile Arapçadan Türkçeye tercüme etme girişimlerinde bulunduğu Patrik I. Afrem Barsaum’ın, Süryani edebiyatını ve tarihini konu alan “Lülü Mensur” adlı çalışması, ölümünden sonra kütüphane sinin tozlu arşivinde ele geçirilmiş ve (Haziran-2002) tercümesi yarım kalan eserin Türkçe yayınlanmasına başlanmıştır.
Eline ne geçerse okumuş, toplamış, biriktirmiş, çok sınırlı olan bütçesine rağmen ilgilenmiş olduğu tarihi konularda dış ülkelerden kitaplar getirtip kütüphanesini zenginleştirmiştir. Sür yani tarihi ve Süryani kilisesinin kurallarını konu edinen değerli el yazması kitaplarının yanında, Arapça, Türkçe birçok ünlü yazarın değişik konulardaki kitaplarını kapsayan kütüphanesini giderek zenginleştirmiş ve kitap sayısını da beş bin civarına ulaştırmıştır. Kitap okumak ve toplamak, onun yaşam biçimi olmuştu. Diğer taraftan, kendine hobi edindiği pul koleksiyonculuğu da kayda değer bir seviyede idi.
Diyarbakır’ı ziyaret eden ve Diyarbakır hakkında bir şeyler öğrenmek isteyen yerli ve yabancı araştırmacılarla, Diyarbakır’ın idari ve mülki amirleri ve ayrıca memleketin ileri gelenleri ile bilgi alışverişinde bulunmuştur. Kurduğu bu ilişkilerden ve özellikle bu konuda kendisine daima destek veren, memleketimizin yetiştirdiği büyük araştırmacı, tarihçi, yazar, avukat Şevket Beysanoğlu’nun dostluğundan ve bilgisinden daima yararlanmıştır.

İkisi kız, ikisi erkek dört çocuğu olan Tuma, bunların üçünün doktor olarak yetişmesini sağlamıştır. Diyarbakır’da herkes O’nu Keşişoğlu diye tanımıştır. Zaman zaman hakaret içeren bir hitap şekli olsa da, o hiçbir zaman bundan şikâyetçi olmamıştır. Diyarbakırlılığı, üstün bir meziyet ve gurur kaynağı olarak hayatının sonuna kadar taşımıştır. Tuma Başaranlar, anadili olan Türkçenin yanında Süryaniceyi ve Arapçayı yazıp, konuştuğu gibi, yerel dillerden Kürtçe ve Ermeniceye de hâkimdi.
1942 yılında, önce babasını kaybeder, birkaç ay sonra, ikinci kez askerlik görevi için Akhisar’a gönderilir. Askerlik görevini yaparken çıkarılan Varlık Vergisi nedeni ile yetkililer, istedikleri parayı tahsil edemeyince, evinin tek kıymetli eşyası olan babadan kalma halıyı aldıklarında çok üzülmüş, ancak, kütüphanesine dokunulmadığı için de sevinmiştir.
Tuma Başaranlar’ın hayatında birçok ilk vardır:
Diyarbakır’da azınlıklar arasında ilk özel kütüphane sahibiydi. Kısıtlı maddi olanaklarına rağmen, okumaya ve tahsile olan düşkünlüğü sonucu, iki çocuğunu Diyarbakır dışında kolejde okutan ilk aile reisidir. Süryaniler arasında, hatta Diyarbakır’daki diğer azınlıklar arasında, ayrıca Mardin ve Elazığ gibi kentlerdeki Süryaniler içinde de çocuklarını tıp doktoru olarak yetiştiren ilk ailedir. Yine, aynı kategorideki Süryaniler arasında, ilk uzman tıp doktoru yetiştiren ailenin reisidir.
Gönlündeki en büyük isteği, doktor olan çocukları ile birlikte çok sevdiği memleketi Diyarbakır’da Başaranlar Özel Hastanesi’ni açmaktı. Fakat zaman, zemin ve maddi olanaksızlıklar sonucu bu arzusunu içine gömmek zorunda kalır.
Hayatını, Diyarbakır ve Süryani tarihi araştırmacılığına adayan ve gerçekte bir halk filozofu olan Tuma Başaranlar, “beşinci çocuğum” dediği kitaplarından, tarihi eser kapsamına alınan el yazması kıymetli Süryanice ve Arapça olanlarını İstanbul’daki Süryani Kadim Kilisesi Kütüphanesi’ne verdikten sonra, diğer çok kıymetli kitap, mecmua, gazete arşivini de adeta yağma edercesine dağıttı. Yok pahasına elinden çıkardığı kitaplarından dolayı beşinci çocuğunu kendi elleri ile öldüren babanın ıstırabını taşıyarak, hasta hasta Amerika’ya gitti ve dokuz ay sonra, 1980 yılında, 82 yaşında memleketinin, kitaplarının ve dostlarının hasreti ile orada vefat eder.