 |
Benim Diyarbakır ve Diyarbakırlı Süryanileri tanımam, 1990’ların başındadır. Daha Mardin’de havalimanı yokken, Diyarbakır benim için Mardin’e yaptığım ziyaretlerin ilk giriş kapısı olmuştu. İstanbul’dan sabahın erken saatinde ayrılıp, Diyarbakır havalimanına inerken, sonraki rotam hep aynıydı. Önce Lale Bey Mahallesi’nde bulunan Süryani Kadim Meryem Ana Kilisesi’ne uğrar, kilise papazının hazırlattığı çayı içerken sohbet eder, Mardin’e öyle devam ederdim. Sonra gazeteci olarak Diyarbakır’ı tanıdım. Şimdi yılını hatırlamıyorum ama 1994–95 olsa gerek, aralarında benim de olduğum bir gurup gazeteci, ekonomiden sorumlu devlet bakanı Sayın Saraçoğlu’nun da olduğu kalabalık bir işadamı gurubuyla Diyarbakır’a gelmiştik. Bir taraftan Diyarbakır’ın ekonomisini öğrenmeye, diğer taraftan da kenti daha yakından görme fırsatım olmuştu. Diyarbakır’ın dar sokakları ile en lezzetli pirzolanın yapıldığı küçük bir kebapçıyı keşfetmem sevgili Şeyhmus Diken’le yaptığım bir Diyarbakır turunda olmuştu. Ama Diyarbakır’ın unutamadığım şeyi nedir diye sorulsa, geleneksel odun fırınlarında yapılan ekmeğidir derim! İşte benim Diyarbakır’la olan ilişkim.
Ancak Süryanilerin Diyarbakır’la veya Süryani kaynaklarının kent için kullandığı isimle Omid’le ilişkisi kadim zamanlara kadar gidip orada kayboluyor. Hıristiyanlıkla birlikte Süryaniler kentte kiliseler ve manastırlar kurmuş, kentin tarihinde önemli bir renk olmuşlar. Diyarbakır, Süryani Kilise tarihinde önemli bir kent. Şimdilerde sadece 5–10 kişilik cemaati olsa da, bir zamanlar Süryani Kilisesi’nin Diyarbakır’da kalabalık, eğitimli ve görece varlıklı bir cemaati vardı. Tarihsel süreçte kent ve civarındaki manastırlar, Süryani Kilisesi’nde önemli eserler ve-ren yazarlar yetiştirmiş. Diyarbakır ve Urfa hakkındaki Vakayiname’nin yazarı Mar Yeşua ve umumi bir tarihin yazarı olan Zukinli Rahip bunlardandır.
Diyarbakır, kısa da olsa, Süryani patriklerinin kendilerine merkez olarak seçtikleri şanslı kentlerden biridir de! Süryani Patriği IV. Diyonosius, 1034 yılında Patriklik Merkezi olarak kendine Diyarbakır’daki Meryem Ana Kilisesi’ni seçmiştir. Meryem Ana Kilise’nin kendisi ve içinde bulunan mezarlar bile Diyarbakır’ı Süryani Kilisesi için önemli kılıyor. Çünkü Diyarbakırlı olmasalar da, ve VI. yüzyılda yaşamış, “bilgeliğin bülbülü” olarak adlandırılan, şiirleri ile Süryani edebiyatını zen-ginleştiren Suruçlu Aziz Yakup ile XII. yüzyılda yaşamış, “döneminin yıldızı” olarak gösterilen, Tevrat ve İncil’i tefsir kitapları ile meşhur, Süryanilerin en iyi hatip ve yazarlarından biri olan ve bu kentin metropolitliğini de yapan Bar Salibi’nin mezarları bu kentin kilisesindedir.
XX. yüzyılda Diyarbakır’ın yetiştirdiği önemli bir Süryani aydın ve yazarı ise Naum Faik’tir ki sevgili Mehmet Şimşek, Faik’in hayatını anlatan Naum Faik ve Süryani Rönesansı adlı kitabı derleyip hazırlayan kişisidir. Öyle anlaşılıyor ki sevgili Mehmet, Süryaniler konusunun içine girmiştir.
Onun kaleme aldığı Süryaniler ve Diyarbakır kitabını okurken, iyi ki de girmiştir diye düşündüm. Çünkü “akademisyen titizliği” ile kaleme aldığı kitabı “zanaatkâr inceliği” ile sık dokumuş, ortaya sağlam ve güzel bir eser çıkmış.
Kitap, baştan beri bu konuda ciddi bir çalışma olmanın ipuçlarını veriyor. Taranan kaynak ve referanslar ile bunların doğru kullanılması buna tanıktır. Kitabın kurgu ve düzeni, okuru, sıkmadan ve yavaş yavaş Süryanileri tanımaya, daha sonra ayrıntılarda derinleşmeye ve en sonunda da Diyarbakırlı Süryaniler hakkında bilinmesi icap eden bilgileri almaya davet ediyor.
Sevgili Mehmet Şimşek, tüm bunları, benim her zaman en zor yazı şekli olarak gördüğüm “yalın ve açık” bir yazı sitiliyle birleştirmiş ki, kitabın her kesim okur tarafından zevkle okun-masını sağlıyor. Kitabın “yalın ve açık” dili, okurun sıkılmadan, kitabı uzun süre elinde tutmasını sağlayacak önemli bir unsur kazandırmış kitaba. Süryanilerin Diyarbakır’daki hayatına dair basılan resimler, kitabı daha da zenginleştirmiş, canlandırmış ve onu adeta yaşayan bir tarih tanığı haline getirmiş.
Kitap, Süryanilerin ve özellikle de Diyarbakırlı Süryanilerin dünyasına açılan bir pencere gibi...
YAKUP BİLGE
|
 |
 |